• BIST 1.776,41
  • Altın 702,32
  • Dolar 12.2478
  • Euro 13.8849
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 13 °C

06 YR 245

EZGİ KILIÇ/EDEB-İ HAYAT

Eşi Güldal Mumcu anlatıyor:

“1992 yılının sonbaharında bir sabah... Uğur gazeteleri okumuş, ayakta duruyor. Ben yine bordo koltuktayım. Birden, ‘Güldal’ dedi, ‘Bunlar beni öldürecekler!’

‘Kim?’ dedim.

Yaşar Kaya’nın Özgür Gündem gazetesindeki makalesini gösterdi, şu satırları okudum:

‘Kürtler Cumhuriyet’in kurulmasında temel taş oldular. 1925’ten sonra Kürtler inkâr edildi. Bu konuda Mumcu’nun Kürtler için istediği bir şey var mı? Herkes maskesini çıkarsın!... Yoksa yüzlerindeki maskeyi biz yırtacağız. Biz yırtmazsak bile Kürt halkının dinamiği yırtacak. Herkesin notu, karnesi belli olmuştur. Kürt düşmanlığı yapmamak bile namus borcudur...’

‘Nereden çıkarıyorsun?’ dedim.

‘Halkın dinamiği yırtacaktır, sözünden. Bundan daha açık söyleyemezler’ dedi.”

Çünkü Uğur Mumcu topluma karşı vicdanını, kalemini köreltmeyen ve hayran kalınan cesurluluğuyla binlerce kez haykırdığı gibi  Atatürkçü,cumhuriyetçi,lâik, tam bağımsız Türkiye’den yana, insan hakları savunucusu,terörün karşısında olan antiemperyalist bir gazeteciydi.  Aslında rol model olan kimliğe sahipti fakat bu kimlik  Türkiye’de gazeteci olmanın da ödeteceği bedeldi.

 

Tarih: 24 Ocak 1993

Yer: Ankara/Karlı Sokak

Uğur Mumcu evinin önündeki Renault 12 1984 model, mavi arabasına biniyor ve arabasına konulan bombanın patlaması sonucu hayatını kaybediyor. Patlayan bomba Mumcu’yu hayattan, ailesinden, gazetesinden, okurlarından ve çok sevdiği ülkesinden ayırdı. Haklı çıkmanın belki de en üzücü tanımıydı Uğur Mumcu.  Çünkü orada suikasta kurban giden sadece Uğur Mumcu değildi, aynı zamanda Türkiye’de gazeteci de olmaktı. Çünkü yazdıklarının hepsi gerçekti. Nitekim mesleğindeki tecrübe ve ileri görüşlülük “Cemaatlere,

tarikatlara giren çocuklar 30 sene sonra general olacaklar cumhuriyete karşı ayaklanacaklar.” sözüyle tescillenmişti.

 Ve tarih yaşananların ardından Uğur Mumcu’yu ‘’Ne istedi de vermedik.’’ cümlesine karşı bir kez daha haklı çıkarmıştı. Velev ki zamanın yıpratamadığı tek şey gerçeklerdir. Uğur Mumcu’nun katledilmesine gelene kadar Türkiye'de 1988 yılından 1999 yılına kadar bir seri suikastlar zincirini hatırlarsak şayet özellikle Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Bahriye Üçok,ve Ahmet Taner Kışlalı'nın karakteristik özelliğini göz ardı etmemek gerekiyor. Bu kişilerin de hepsi özgür düşünceyi savunan laik,aydın, demokrasi savunucusu bilim insanlarıydı. Bugün geldiğimiz noktada halk hâlâ Uğur Mumcu ile gurur duyuyor.

O, doğru bildiği yolda mücadele verdi. Toplumun da Uğur Mumcu’ya ihtiyacı vardı. O da bu ihtiyaca fazlasıyla katkı sundu. Uğur Mumcu olmak demek; ilkeleri ve idealleri uğruna mücadele etmek, toplum adına savaşmak ,toplumun sesi olmak gerekirse bu yolda ölümü göze almak hatta ölmek demekti. Olayın üzerinden tam 28 yıl geçmesine rağmen bırakın suikastın aydınlanmasını, tam çeyrek asırdır ortada kalan soruları soracak yetkili bile bulunmuyor. Adli süreç de devam ediyor. Ama bu sürecin başlangıcında ve hemen sonrasında da neler yaşandığı bütünüyle kamuoyuna pek açıklanmadı. “Bir tuğla çekersek duvar yıkılır” denilerek cinayet karartılmaya çalışıldı. Vicdan sustu,adalet sustu,insanlık sustu. Fakat dava hâlâ konuşuluyor ve çözülmeyi bekliyor.

 

Ve  ondan geriye kalan bir keskin kalem, bir kırık gözlük…

 

Faşist namluların ucunda direnmeyi ve dirilmeyi bekleyen cesur yürekler seni unutmayacak.Mustafa Kemal’den yadigar bağımsızlık ve cumhuriyet ilelebet payidar kalmaya devam edecek.

 

Kalemler kırılmaz,Mumcular ölmez!

 

Anısına saygı ve özlemle.

 

Uğurlar ola…

 

Bu yazı toplam 1240 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür İstanbul | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.