• BIST 1.121
  • Altın 471,295
  • Dolar 7,7650
  • Euro 9,0520
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 20 °C

Aşk Üzerine Müsveddeler

BARIŞ BAŞARSLAN / Kum Saati

ImageHandler“Bütün aşk öyküleri birbirine benzer.” P. Coelho İnsan yazmaya koyulunca, biraz da yalnız kalıp kendini dinlemeye başladığında, üstelik yakıcı bir yaz mevsiminde akşamları tatlı bir rüzgar esiyorsa; aşk da vardır elbet insanın kafasında. Ancak aşka dair uzun uzun yazınca hep bir şeyler eksik kalıyor nedense. Geride sadece küçücük kağıtlara düşülmüş notlar, kitapların kıyısına iliştirilmiş sözler, telefonumuzun mesajlar bölümüne yazdığımız taslaklar, yazı masamızda kalan karalamalar kalıyor. Bende de kalan küçük küçük notlar, müsveddeler var elbette. İşte bulabildiklerimi, toparlayabildiklerimi sizler için aktarıyorum. İnternette gördüğüm, ancak hala kime ait olduğunu öğrenemediğim bir söz var. “Aşk, müzik endüstrisinin uydurduğu bir yalandır.” Öyle midir gerçekten. Aşkın tarihi, müziğin tarihinden daha mı yenidir? Yaratmak için daha güçlü olmak gerekmez mi? Müzik, aşktan daha mı güçlüdür? Oysa tarihin akışında hep bir aşk hikayesi yok mudur? Siz hiç müzik için savaşan birini gördünüz mü? Ya da müzik için canına kıyan? Oysa müzik, aşkın acı olan anlarında bir sığıntı; normal anlarında bir avuntu değil midir? İlginçtir. Aşk ile müzik arasında kalmak. Bir de yaradılışla ilgili bir söz vardır. “Tanrı mı insanı yarattı, insan mı tanrıyı yarattı?” Bu, “tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan?” ikilemine benziyor. Galiba bir soru daha var artık karşımızda. “Aşk mı müziği yarattı? Müzik mi aşkı yarattı? Kim kimi yarattı, kim kimi kulağımıza ya da kalbimize attı? Aşk, facebook şifreni verebilmektir. Aşk, sevgilinin yanında gelen özel numaralı çağrıyı güvenle açabilmektir! Aslında açık seçik bir tanımı yoktu aşkın. Yaşandığında bir enerji, bittiğinde bir anı belki de. Belki de tüm duygularımızın içinde “tanımı olmayan” tek duygumuzdu. Herkesin yaşadığı şekilde yorumladığı bir his. Mutlu yaşayanlar için güzeldi aşk. Mutsuz yaşayanlar için acı. Kötü değil fakat. Bir insan gibidir aşk. Tek farkı, doğar ve büyür. Ama ölmez. İç güzellik daha mı önemlidir? Bu biraz abartılı. Herkes güzeli sever. Ayrıca kimsenin içini bilmek mümkün değildir. Bütün yanılgılarda işte buradan çıkar gelir. Kıskanmak, aşktan başka bütün duygularda çirkefliktir. İhanet etmek aşkın konusu değildir. İhaneti aşkın dışında tutmak gerek. Ve böylece değerlendirmek gerek. Aşk insanların beğeni duygularının güzel ve çirkini ayırt ederek kendine yakışık olanı seçen estetik bir duygu olduğu kadar; insanların ait olma hissini duygularıyla ve ruhlarıyla birleştirmesi de aşkın metafizik, doğa üstü bir yanıdır. Aşk, metafiziktir. Sorgulanmalıdır! Yazsak da aşk, sözcüklerden öğrenilmez. Fakat hatırlanır. Ateş, sıçratır kıvılcımları. Su, damlaları… bir araya gelirlerse biter aşkları! Nedense aşkta hep bir ideolojik kimlik ararım ben. Çünkü bir anarşist disiplinli ve kuralcı birine aşık olamaz mesela. Sosyalist, bencil birine. Faşist, merhametli birine. Kapitalist, yoksul birine…. Kimse tutamaz senin için benim kadar gözyaşını, Çünkü kimse saramaz benim kadar senin kadınlığını. Herkes sevebilirdi seni… Ama en çok ben sevmişimdir, Gamzelerin yanağını çukurlaştırdığı gülümsemeni. Milyonlarca daha var senin gibi kadından, Ama kim görebilir bir daha seni bu kadar yakından Garip bir duygudur aşk. Bin yıllıktır sanki. Sanki onu bin yıldır tanıyorsunuzdur! Ama gidince, sanki bir saniye bile dokunmamış gibi tenine, özlüyorsunuzdur! Yürümek, uyumak, gülmek, ağlamak, yıkanmak, sevmek, sevilmek, sevişmek… Kısaca insanın fizyolojisine ait olmayan her şey hayata dair birer tepkidir. Evet… Tüm bunlar hayata birer tepkidir. Çünkü insanların tüm bunlara olan ihtiyacı kişiden kişiye değiştiğine göre bu eylemler birer tepkidir. Aşk, kalbin laboratuarı belki de. Sevgiyi anlayabilmek için orada size deneyler yaptıran garip bir duygu. İçinizde pusuya yatmıştır adeta. Eğer düşüncelerimiz hayata dair değil, kendinize yönelik olmaya başladıysa ve gerçekçilik yerini duygusallığa bırakıyorsa, o garip duygu pusudan çıkmış demektir. Avlanmaya hazırsınızdır. Ve avlanmaktan ilk defa bu kadar mutlu olacaksınızdır. Âşık olunca, onun size hep en güzel göründüğünü düşünürsünüz. Çünkü siz en yakından hep onu görürsünüz. Bazen herkese ağlamak istersiniz, tüm insanlara, insanlığa, bir kişiye değil yalnızca. Ancak istemezsiniz, herkes size ağlasın, bir o ağlasın yalnızca! Herkesin elini sıkmak istersiniz. Ama sadece birinin elini tutmak istersiniz. Aşktır işte bu. Sadece size ait. Aşkın tanımı yoktur. Diğer duygularımız gibi karşıtı da yoktur. Tek başınadır o. Yalnızdır. Mutluluğun karşıtı hüzündür. Sevincin karşıtı kederdir. İyinin karşıtı kötü… Peki, aşkın karşıtı nedir? Karşıtı yoktur aşkın. Mutluluğu da ağlatır, mutsuzluğu da. Tanımı yoktur aşkın, belki bir açıklaması vardır! Ergenlik döneminde başlayan aşk, aşık olma, aşık etme arayışlarının tek bir sebebi var. Büyümek isteği! Sigaraya başlamak gibi bir şey bu. Bir insandaki aşkın olumlu ve olumsuz belirtileri şunlar gibi geliyor bana. İnsanın geleceğe dair umutları varsa aşıktır ve sevdiği kişiyle beraberdir. Yoksa terk edilmiştir, Artık tamamen kendine değer veriyorsa aşıktır, diğer türlü terk edilmiştir, Sevdiği kişiyle beraber olan insanın, tüm insanlara dair düşünceleri yoktur. Bir tek kişiye odaklanmıştır o. Terk edilenlerde insanlara karşı bir iyimserlik başlar, teselli arar, Sevdiği kişiyle beraber olan kişinin duyu organları sapasağlam çalışır. Terk edilen kişinin çökmüştür. (“Okusan da dilsizdir kitaplar.” –Ahmet Telli-) Aşkta aslında hayal gücümüzü kendimizin şekillendirdiği bir duyarlılıktır. Bu yüzdendir gidenlerin kapıyı vurup çıkmalarından sonra yaşadığımız irkilmemiz, kırılmamız ve sarsılmamız. Aşıklar arasındaki bağ hiç de o kadar kuvvetli ve uzun değildir. İki dudak birbirine en fazla ne kadar yapışabilir ki?! Aşk; insanların anılarını hatırladığında ortaya çıkan duyguların buluşma noktasıdır. Aşk, anıların kesiştiği tek noktadır. Kışın otobüsün cam kenarında yapılan yolculukta, camın buğusundan bakmak gibi bir şeydir aşk. Düşünceli başını cama dayayıp, EleniKaraindrou dinlemek gibi bir şeydir. Aşkın herkese göre bir tanımı vardır. Dünya üzerinde yaşayan milyarlarca insan kendine göre tanımlar aşkı. Milyarlarca tanımı vardır aşkın. Ama tek ortak noktası, ya da tanımı: “Tanımsızlığı.” Hayat devam ediyor. Yine yolları aşındıracağız. Güneş yine doğacak, yine batacak. Hava yine ayaza kesecek. Mevsim bitecek, yaza dönecek. Birileriyle evleneceğiz birden merak ediyorum kim olduğunu. O şu anda bir yerlerde dolaşıyor belki de, kim acaba? Gelip bizi bulacak. Belki de yalnız olacağız ama değil midir ki yalnızlık korkulacak bir şey değil. Güçsüz insan için sırtını dayayacak birinin olmaması, güçlü biri içinde sırtını kaşımakta zorluk çekmek kadar basittir yalnızlık en fazla. Başka ne zararı var yoksa? Aşklar da olacak, o hep olacak. Aşk biterse belki hayat biter, amaç biter, şiir biter! Gücümüz yettiğince sevmeye devam edeceğiz. Sevmekten kim ölmüş! Yeni tenler, yeni kokular, öpücükler… Öpmekten kim ölmüş Bana kalırsa ömür ikiye ayrılır: Aşktan Önce (A.Ö.), Aşktan Sonra (A.S.)  

Bu yazı toplam 270 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür İstanbul | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.