• BIST 1.112
  • Altın 474,037
  • Dolar 7,5495
  • Euro 8,9548
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 24 °C

Babam ve Sinek...

BAŞBAŞA / İlhan AKANSOY

Şu an bu satırları okuyan sizlere sineği nasıl bilirsiniz diye sorsam yüzde doksandokuz nokta dokuz rahatsız edici dersiniz, sevmezsiniz. Ben de aynı görüşteydim. Kışın bahara dönüştüğü bu günlerde mekânıma börtü böcek olarak ilk misafir olan bir sinek oldu. Kendi halinde uçuyor, kimi ön eklemlerini, kimi arka eklemlerini birbirine sürtüyor. Genelde cama yakın bu tavırları sergiliyor. Bazen oda içinde kısa menzilli uçuyor ve yine cama dönüyor. Bunu izlerken birden aklıma rahmetli babamın sinek avcılığı geldi. O’nun bu avcılık tarihlerinde öyle piti kare sinek avlayıcı alet edevat yoktu. Günlük gazete bükülür, kıvrılır sinek avlayıcı bir silah haline gelirdi. Mekânıma misafir olan sineği görünce işte bu anılar gözümde canlı verdi. Yanılmıyorsam yine bir Mart ayı başlarıydı. Babam koltuğunda oturmuş gazetesini okumakta, birden eline bir sinek konuverdi. O istemsiz bir şekilde elini sallayıp sineği kovdu. Ancak sinek ısrarcı, bu defa babamın yüzüne kondu. Sineğin bu hamlesini de elini sallayarak savuşturdu. Sinek daha sonra okuduğu gazetenin sayfasına konuverdi. Benim orada olduğumun farkında mıydı yoksa değil miydi bilmiyorum, ama sinekle şöyle konuştuğunu anımsıyorum: “Bak evlât, belliki yeni yetmesin. Anan –baban, her kimse sana insanlardan uzak dur diye eğitim vermedi mi? Sen karıncayı da bilmiyorsundur, nereden bilecen ki. Ben yolda yürürken buna dikkat ederim, karıncayı dahi ezmem. Velâkin gazetemin sayfasından çekilmezsen bunu meydan okuma kabul ederim ve canını yakarım.” İşte evde ne olduysa babamın bu sözlerinden sonra oldu. Sanki sinek meydan okumayı kabul etmiş gibi önce babamın burnuna, sonrasında göz kapaklarının üstünde, yanağına, eline, başına konup kalkıp tur atmaya başladı. Babam gayet sakin bir şekilde önce elindeki gazeteyi kapattı. Sonrasında sırasıyla boylamasına ikiye, ardından üç kez de enlemesine katlayıp sakince koltuğundan kalktı. Bu durumu ilk gören ben değildim. Eşim de görmüş olmalı ki endişeli gözlerle bakıştık. Kızım ders çalışıyor, oğlum bilgisayar başında, annem ise kazak örmekle meşgul. Hiçbirinin bu meydan okumadan ve başlayacak bu meydan savaşından ve beraberinde gelecek zarar -ziyandan haberleri yok. Babam öncelikle duvara sırtını verip, cama doğru etrafa bakmaya başladı. Yetmiş yaşında ve gözlerinde ileri derece astigmat ve miyop olması nedeniyle sineği görmesi zaten olanaksızdı. Gözlerini kapattı, başını bir sağa bir sola çevirerek sineğin vızıltısını duymaya çalıştı.  Bu arada sağa sola elindeki gazete ile birkaç hamle yaptı. Bu hamleler annem hariç hepimizin dikkatini çekmeye yetti. Bizim oğlan bilgisayarı başından kalkıp dedesinin yanına geldi, başladı akıl vermeye. Biz anasıyla ne kadar kaş –göz etsek de görmezden geliyordu. Resmen babamın gözü olmuş, sineğin konumu ile ilgili bilgi veriyordu. Sinek, hiçbir şeyden habersin kazak ören annemin yemenisi üstüne konunca oğlan koordinatları anında verdi. Babamın da bu doğrultuda bir çırpıda anamın kafasına gazeteyi vurması gerçekten takdire şayandı. Zavallı anam, ne olduğunu anlamadan öyle bir sıçradı ki, ne gözünde gözlük ne de elinde örgü kalmamıştı. Bizim oğlan bir yandan bağırıyor yeni koordinatlar vererek anamın başında. Her koordinat gazetenin anamın başında patlamasına neden oluyor. Babamın, anamın haykırışlarını duyduğu bile yok. Sinek de bir acar çıktı ki sormayın gitsin. Sürahinin kenarına kondu karavana bir vuruş ile sürahi yerde paramparça. Bardağa kondu bardak yerde, Allah’tan kırılmadı.  Bir hamle havada uçarken ıska ama, ayağı halıya takılan babamı tutmak için atılan oğlum dedesini kurtardı kurtarmasına da kafasını masanın ayağına çarpmaktan kendisini kurtaramadı. Daha neler olmadı, neler. Benim kel kafamda, hanımın ön baldırında, ders çalışan kızımın kalem tutan elinde hatırı sayılır ölçüde kızarıklık. Şimdi haklı olarak diyeceksiniz ki, kardeşim evinizde sinek ilacı yok mu? Olmaz mı kardeşim, elbette var. Ama babam bu ilaçlara karşı, hem de iki nedenden karşı. İlki, ozon tabakasına zarar verdiğinden, ikincisi ise insancıl bir yaklaşım; sinek de olsa orantılı güç kullanılması gerektiğini savunuyor. Bazılarınız da hep birlikte sinek avı yapsaydınız diye düşünebilir, ancak babam bunun da adil olmadığı görüşünde. Neticede hanıma camı açmasını söyledim. Elimize örtü, çarşaf gazete, kitap ne geçirdiysek camın karşısındaki duvardan sallaya, sallaya sineğin dışarı çıkmasını sağladık.  Babam ne dedi bilir misiniz: “Çok şükür kimsenin canı yanmadan ufaklığı defettik.” Valla buradan bir kıssadan hisse çıkar mı, eh bu da siz okuyuculara kalmış.        

Bu yazı toplam 161 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür İstanbul | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.