• BIST 1.331
  • Altın 462,320
  • Dolar 7,7608
  • Euro 9,4277
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 5 °C

Kamu Hizmeti Yalan Oldu

BAŞBAŞA / İlhan AKANSOY

 

Bir önceki yazımda “internet bin dert” başlığı altında internet hizmeti veren şirketlerin hukuk dışı organizasyon ve uygulamalarına dikkat çekerek yapılanların suç olduğunu yazmış, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na hukuksuzluklarla ilgili bilgi edinme hakkı çerçevesinde başvuruda bulunduğumu, başvurumun Bilişim teknolojileri ve İletişim Kurumu’na (BTK) yönlendirildiğini belirtmiştim.

BTK başvuruma yanıt verdi. Özetle haberleşme ve iletişim şirketlerinin yaptıkları uygulamanın Elektronik Haberleşme Kanunu 51/11 maddesine uygun olduğunu muğlak ifadeler kullanarak savundular. Daha doğrusu ilgili madde bendini eğip, büküp biz yaptık oldu demeye getirdiler.

Sözü edilen bu madde bendi aynen şu ifadelerle oluşuyor, “(Değişik:17/7/2019-7186/22 md.) Tahsilata ilişkin riskin yönetilmesi ve kötü niyetli kullanımların önlenmesi amacıyla abonelerin elektronik haberleşme hizmetlerine ve elektronik kimlik bilgisini haiz cihazlara yönelik tarafların kendi sistemlerinde oluşan fatura tutarı ve ödeme bilgileri ile sahtecilik, dolandırıcılık riski içeren şüpheli veya zarar doğurucu vakalara ve işlem hareketlerine ilişkin kayıtlar, işletmeciler ve Kurumun MCKS’si arasında paylaşılabilir veya işlenebilir.”

Şimdi bu maddenin neresinde “haberleşme ve iletişim hizmetinden doğan geçmiş alacakların tahsil edilememesi nedeniyle başka işletmeye borcu

olanlara hizmet verilmez” şeklinde bir ifade vardır. Elbette yok. Ha, bir işletmeci, kardeşim senin bana borcun var, öde sonra hizmet iste diyebilir, kaldı ki böyle bir borcun olduğunu ispatla da yükümlüdür. Öyle kafasına göre faturalar düzenleyip aboneye borç çıkartamaz.

BTK bana yazdığı yanıtında asıl zihniyetin ne olduğunu şu cümleyle dile getiriyor, “bankacılık sektöründe de elektronik haberleşme sektöründekine benzer şekilde finansal riskli müşteri uygulamalarına rastlanılmaktadır.”

Yani BTK diyor ki, bize göre kamu hizmeti ile endüstriyel ve finansal ticaret aynı kefededir. Yine BTK diyor ki, ben Evrensel Hizmet Kanunu’nu da rekabetin korunması kanunu da tanımıyorum. Ben alacakların tahsili ile ilgili onlarca yasayı da tanımıyorum. BTK diyor ki, ben Anayasa ile teminat altına alınmış olan haberleşme hakkını da tanımıyorum. Köprüleri babalar gibi satarım anlayışının 2020 üst versiyonudur bu zihniyet ve yaklaşım.

Sonuç olarak durumdan vazife çıkaran bir yapılanma ile vatandaşın anayasal hakları ipotek altına alınmış oluyor. BTK ve denetiminde olan şirketler biz yaptık oldu demeye getiriyorlar.

Ama kazın ayağı öyle değil. Ben şahsım adına anayasal haklarımın oldu bittilerle gasp edilmesine göz yumacak değilim. Nitekim savcılığa suç duyurusu öncesi, her ne kadar balık baştan kokmuş olsa da, son bir umutla Kamu Denetçileri Kurumuna başvurdum. Şimdi onların konu ile ilgili değerlendirmelerini sabırla bekleyeceğim. Büyük olasılıkla buradan da şöyle bir yanıt alacağım: “Başvuru, İdari Yargılama Usulü Kanununda öngörülen idari başvuru yolları ile özel kanunlarda yer alan zorunlu idari başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle değerlendirmeye alınamamıştır.”

Buna rağmen KDK tarafından ilgili yerlere bu başvurum gönderilecektir. Umulur ki, idare yanlışından döner.

Sonrasında neler olacağını ve olduğunu siz okurlarımla paylaşacağım. Ama şimdilik görünen o ki, kamu hizmeti bir yalan olmuş, tacir zihniyeti hâkim kılınmış ve de kamu kurumları holding yönetim kurulları gibi bir işlev üstlenmiş.

Bazılarımız bu hukuk savaşımda şunu düşünebilir, “Anayasa mahkemesinin kararını tanımayan bir mahkeme ve cumhurbaşkanı varken, senin hak hukuk mücadelenden gerçekten olumlu bir sonuç alacağını bekliyor musun?

”Ben de şöyle bir yanıt veririm, “Hak verilmez alınır.”

Bu yazı toplam 532 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür İstanbul | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.