• BIST 1.097
  • Altın 468,573
  • Dolar 7,6513
  • Euro 8,9547
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 27 °C

KANAL İSTANBUL

BAŞBAŞA / İlhan AKANSOY

 

Asgari ücretin açlık sınırı altında tutulduğu, gerçek enflasyonun hesap oyunları ile düşük gösterilip, çalışanların ücret artışlarının asgari düzeyde tutulmak istendiği ülkemde, Kanal İstanbul tartışmaları giderek gündemi işgal eder oldu.

Adına çılgın proje ironisi eklenen Kanal İstanbul neyin nesi, burada elde edilmek istenen gerçekten Erdoğan’ın açıkladığı gibi ulusal bir kazanç elde etmek mi, yoksa Montreux sözleşmesini bu yolla delmek mi, şimdilerde öne çıkan tartışma konuları bunlar. Bunun beraberinde daha farklı boyutta jeolojik ve ekolojik tartışmalar da yapılmakta.

Burada sözleşmenin maddelerini yazacak değilim, herkes internetten rahatlıkla bu sözleşmeye ulaşabilir. Erdoğan, İndependent olayını anımsattığı konuşmasında boğazlardaki diğer kazaları da örnek gösteriyor ve son olarak da bir getirisi olacağından söz ederek Kanal İstanbul’un ne kadar önemli olduğuna dair toplumu ikna konuşmaları yapıyor. Bir konuşmasında ise boğazlarda gemilerin serbest geçtiğini, ülkenin bir kazanımı olmadığını, Kanal İstanbul ile yılda 8 milyar gelir elde edileceğini söylüyor.

Öncelikle harp gemileri ve bazı ücretlendirmeden muaf gemi ve tekneler dışında gelen -giden ticaret gemilerinden bir ücret alındığını belirtelim. Bunlar rüsumu bahriye, fener, tahlisiye, kılavuzluk, rıhtım şamandıra resmi ve sağlık hizmetleri ile ilgili ücretlendirmeler. Örnek olarak Kıyı Emniyeti Müdürlüğü sitesinde bulunan hesaplayıcıyı kullandığımızda İstanbul boğazından iki kez geçen bir 800 NT tonajlı gemiden fener ve tahlisiye ücreti olarak toplam 518,40 dolar alınır. 2018 yılında İstanbul boğazından resmi kayıtlara göre 41,103 gemi geçişi olmuş. Bunların içinde savaş gemileri ve ücretten muaf gemiler de var. Biz tamamının fener ve tahlisiye ücretine dahil olduğunu varsaysak 518,40 x 41.103 =21,307,795,2 rakamını buluruz şimdiki kurla çarparsak yaklaşık 126 milyon 2018 yılında gelir ettiğimizi söyleyebiliriz. Buna diğer hizmet gelirlerini de kabaca ilave edersek yıllık 150 -180 milyon civarı kazançtan söz edilebilir. Erdoğan ne diyor, Kanal İstanbul ile yıllık 8 milyar kazanacağız diyor. Bu rakamı neye dayanarak söyledi bilmiyoruz. Ama sırf geliş-gidiş ücreti ise bu şu demektir: 41.103 gemi Kanal İstanbul’dan geçerse her gemiden yaklaşık 195 bin lira ücret alınacak demektir.

Olsa ne harika olurdu, ama olmaz. İşin parasal yönü bir yana gemileri Kanal İstanbul’dan geçmeye zorlayamazsınız. Montreux sözleşmesi tartışmaya açılıverir.

O halde Kanal İstanbul projesinin gerçek amacı ne, sorusuna yanıt aramak gerekiyor. Emperyalist ABD’nin emperyalist askeri gücü olan NATO’dan yapılan Karadeniz ve Rus gücü ile ilgili açıklamalar aslında ipuçları veriyor. NATO’dan değişik zamanlarda yapılan açıklamalara bakıldığında Karadeniz’deki gücünü arttırma eğiliminde olduğu görülüyor. Türkiye, Romanya, Bulgaristan, Ukrayna ve son olarak Gürcistan üzerinden Rusya’nın Karadeniz’deki gücünü kırmanın hesabı içindeler. NATO maskesi altında ABD’nin savaş gemileri için Romanya ve Ukranya deniz üsleri oluşturma çabaları gözden uzak değil. Peki, Rusya bu olan bitene göz mü yumacak dersiniz. Erdoğan’ın dostum dediği Putin, bu nasıl dostluk demeyecek mi, bir dönem olduğu gibi yaptırımlar, ambargolar devreye girmeyecek mi?

Obama dönemi BOP projesinin eş başkanı Erdoğan, Trump döneminde NATO eşsekreteri olmuş olabilir mi?

Kuş bakışı Türkiye toprakları tenis masası gibi bir görüntü çiziyor. Bir yanda şimdilik ABD, diğer yanda Rusya. Ancak masaya ikinci oyuncular dahil olduğunda NATO ve Şanghay altılısını da görebiliriz. Raket bunların elinde, peki pinpon topu kim ola ki?

Kanal İstanbul bu yönüyle daha çok tartışılacak, ama kesin olan başımızın çok ağrıyacağıdır.

 

Bu yazı toplam 408 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür İstanbul | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.