• BIST 1.124
  • Altın 458,727
  • Dolar 7,6460
  • Euro 8,8844
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 26 °C

Komünizm ve Sonrası

BAŞBAŞA / İlhan AKANSOY

ilhan_akansoy-292x300-292x300Türkiye’de özellikle 1968 sonrası ortaya çıkan bir akım vardı. Aslında solculuk adına iki ve hatta üç akım vardı diyebiliriz. Bunlardan biri Maoculuk, ikincisi Lenincilik ve nihayetinde fazla taraftar bulamasa da Enver Hocacılık üçlü sol çizgide taraftar bulma gayreti içindeydi. 1970’li yılların ilk çeyreği içinde bu akımlara ait gazete ve dergiler dikkat çekiyordu. Bu dönemde Türkiye genelinde Maocu olarak bilinen anlayışın başını Doğu Perinçek çekiyordu. Proleter Devrimci Aydınlık, Aydınlık Sosyalist Dergi bu dönemin dergisiydi. Bunun dışında Devrimci Yıldız, Şafak, Türk Solu, Halkın Sesi, Devrimci Yol, Doğru Yol gibi birçok dergi ve gazete aynı doğrultuda yayın yapıyorlardı. Leninist çizgide ise;  Halkın Kurtuluşu dergisi öne çıkan bir yayın organıydı. Ancak bu anlayışta olanlar arasında da farklı görüşler dillendirilmeye başlayınca kopmalar oldu ve neticesinde onlarca farklı görüşü dile getiren gazete ve dergiler ortaya çıktı. Enver Hocacılar ise Türk Sol siyasetinde en az taraftar bulan kesim oldu. Doğrusu bu konuda yayın yapan bir dergi veya gazeteyi şuan için anımsayamıyorum. Aslında konumuz da bu değil. Konumuz komünizm ve sonrası gerçeği. Arada yazdıklarım hangi süreçlerden geçildi ve nereye ulaşıldı ile ilgili olarak kısa bir anımsatma. Öncelikle vurgulamak gerekir ki, Mao sanıldığı gibi fakir bir köylü çocuğu değildi. Babası, bizde Ağa diye bilinen bir konumdaydı, yani ekonomik anlamda zengindiler.  Siyasi dilde feodal bir devlet sistemi ve bunun başında da bir hanedan vardı. Detaylara girmeğe kalkarsak bu köşede ayrılan bölüme yazının sığması olanaksız olur. Bu arada asıl vurgulanmak istenen Mao ile başlayan komünist düzenin varlığını sürdürememesidir. Günümüzde Çin Halk Cumhuriyeti her ne kadar komünist bir ülke olarak bilinse de bu tam olarak doğru değildir. Mao ile başlayan ve Çin’in kendi şartlarında gelişen komünist hareket ölümünden sonra sekteye uğramıştır. Çünkü Mao, Marx –Hegel ikilisinin Diyalektik Materyalist öğretisini hayata geçirirken bir proletaryadan yani işçi sınıfından yoksun bir Çin’de yaşıyordu. Zengin aile çocuğu Mao, aslında biri komünist devrim değil, bir burjuva devrimi yaptığını her halde biliyordu. Bu çerçevede Rus Bolşevik devrimini gerçekleştiren Lenin’den ayrı düşünülmesi gerekir. Ancak, Lenin’in de Feodal bir yapı olan Çarlık hanedanına karşı savaştığı, diğer bir anlatımla Feodal bir hanedana karşı bir devrim hareketi yaptığı göz önüne alınması gereken bir noktadır. Sonuç olarak, gerek Çin ve gerek Rusya’da burjuva devletine dönüş kaçınılmaz olmuştur.  Çünkü diyalektik açıdan teorik olarak sıralama feodalizm, burjuvazi (kapitalizm) ve komünizm olması gerekirdi. Yoksa şimdilerde komünist bir ülkede bir kişi nasıl zenginleşebilir ve bir İngiliz takımını satın alabilirdi ya da bir diğerinin dünyanın dört bir yanında şirketleri ile bazı insanlar nasıl zenginleşebilirdi gibi sorulara yanıt vermek, yaşasalardı herhalde Marx ve Hegel için de zor olurdu. Öte yandan Türkiye Kurtuluş Savaşı yaparken, dönemim SSCB lideri Lenin tarafından benzer bir düzen kurulması önerisine sıcak bakılmamış; Atatürk, diplomatik bir dille ülkede proletarya olmadığını, sadece köylüler olduğunu gerekçe göstererek öneriyi geri çevirmiştir.  Dolayısıyla da Kemalist Devrim aslında bir burjuva (kapitalist) oluşumunun önünü açan bir ideoloji olmuş ve diyalektik açıdan da bakıldığında olması gereken yapılmıştır. Şimdilerde önümüzdeki süreçlerin yakından takip edilmesi, emperyal kapitalizmin hareketlerinin çok dikkatli izlenmesi zamanıdır. Çünkü emeğin ve o emekçilerin sahip olduğu topraklardaki doğal enerji kaynakları sömürüye açık tehdit altındadır.  

Bu yazı toplam 142 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür İstanbul | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.