• BIST 1.093
  • Altın 470,927
  • Dolar 7,6379
  • Euro 8,9770
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 27 °C

Mistisizm

BAŞBAŞA / İlhan AKANSOY

  ilhan_akansoy-292x300-292x300Yunancadan dilimize girmiş bir kelime. Ülke nüfusumuzun yarısı bu kelimeyi duymuş olabilirken, duyanların yarısı gerçekte ne anlama geldiğini bilmez. Geriye kalan azınlık ise bunu siyaseten kullanırlar. Lise’de felsefe eğitiminde kısmen, yüksek okullarda bu daldaki eğitimlerde biraz daha ağırlıkta bilinen Pisagor, Pluton ve Sokrat mistisizmin ağa babaları olarak bilinir. Şimdilerde sayıları arttı, üçüne de pabucunu ters giydirecek mistikler var. Öncelikler belirtmeliyim ki, eğitimde öğretilen felsefe ile benim yaşayarak öğrendiğim felsefe anlayışı hiçbir zaman örtüşmedi. Özellikle de mistik felsefeler, bu yöndeki eğitimler. Bilimsel verilerle desteklenen felsefi düşüncelere her zaman saygı duyarım, bunun da altını kalın bir şekilde çizelim. Bir örnek verecek olursam ve illaki Yunanistan’da yaşayan bir felsefe uzmanından, filozoftan söz edeceksem, bu kesinlikle Sinop’lu Diyogen’dir. (Romen Diyogen ile karıştırılmasın) Bunun yanında kendi topraklarımda yaşayan ve bir felsefeleri olanı her daim yeğlerim. Bu benden olduğundan değil, benimle birlikte yaşadığından dolayıdır. Konuyu biraz dağılmış gibi görebilirsiniz, buraya kadar okuduklarınıza bakarak. Ama mistisizm dediğimiz kelimenin açılımı aslında kaynağını geçmişin bilinmeyenlerini bilinir hale getirmenin, diğer bir yaklaşımla geleceği varsayımlarla oluşturmanın bir yöntemi olabilir mi diye hiç düşündünüz mü? Ben bu fikre ve bu fikir doğrultusunda sorgulamalar yaptığımda kendimde eksikler gördüm. İlk aklıma gelen sorgu da mistik anlamda nedense Nuh Tufanı oldu. Genelde insanlığın geleceğe yönelik merakı, bu noktada yaptığı çalışmaları, çabaları yadsınamaz. Peki, geçmişe yönelik araştırma ve çabaları aynı ölçüde mi? Felsefe denizine fazla derin girmeden kıyıdan Nuh Tufanı ile devam edelim. Nuh Tufanı ile ilgili Semavi Dinler dediğimiz dinlerin kutsal kabul edilen kitaplarında geniş anlatımlar vardır. İlki Tevrat’ta yazılmıştır. Ardından İncil ve Kur’an ‘da. Anlatımın ortak temel felsefesinde kötülük yapan toplumların cezalandırılması vardır, özü budur. Ama kim iyi, kim gerçekte kötü saklıdır. Bu nedenle yakın dönemde Kırmızı Başlıklı Kız hikâyesi, Pamuk prenses ve Yedi cüceler oldukça ün salmıştır. Bizim de elbet Keloğlanımız var. Ancak bu korunma içgüdülü masalların en ilgi çekeni bunlar değil. Şimdilerde gözden uzak tutulmaya çalışılan Gılgamış Destanı. Bizim kuşak ve öncesi okumuştu, en azından bilirdi. Kimdi Gılgamış? Şimdi, milat kabul edilen farklı takvimler içinde yaklaşık iki -üç asır öncesi var olan Gılgamış ile ilgili 56 arkeolojik bulgu ve bilimsel tableti yok sayabilir miyiz? Çocuklarımız, torunlarımız bunu okuyup anlayabildiler mi? Genel çerçevede baktığımızda kötülük, insan var olduğundan beri var, günümüzde de olduğu gibi. Habil ve Kabil semavi dinlerde yerini alırken, Sümerlerin yazıtlarında Emeş –Enten, Lahar –Aşnan mitolojisi göz ardı edilmeli mi yoksa Kur’an’da söz edildiği gibi (Bakara 179. Ayet) Akıllı olanlar geçmişin yanlışlarından ders alıp yoluna devam etmeli mi? (Bu ayetle ilgili farklı 41 yorum okuduğumun altını çizmek isterim.) İşte mistisizmin önündeki sorular ve çözüm bekleyen gerçekler bunlar. Ve bunlar siyasetle çözümlenecek olgular değil. Aklımla düşünüyorum; Pisagor, Pluton ve Sokrat mistisizmi geçen asırlara rağmen çözüme ulaştıramamış, neden Diyogen gibi bir fıçıya girip, “Gölge etme, başka ihsan istemem.” cümlesine sığınıp yaşamın gerçeğinden kaytarmıyorum ki… Yapamam, yapmam. Bu da benim Diyogen’e eleştirim olsun, her ne kadar felsefesini sevsem de…

Bu yazı toplam 163 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür İstanbul | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.