• BIST 115.794
  • Altın 396,653
  • Dolar 6,8572
  • Euro 7,7250
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 17 °C

Polis Devleti değiliz

BAŞBAŞA / İlhan AKANSOY

 

Adalet sisteminde hukukun kevgire döndüğü süreçleri yaşadık, yaşamaya da devam ediyoruz. Hukukun katledildiği, keyfi ve zorlama iddianamelerle davaların açıldığı, kişilerin delilsiz, belgesiz, aslı astarı olmayan senaryolar ile özgürlüklerinden yoksun bırakıldığı günümüzde bir de yasal dayanağı olmayan genelgelerle bazı il ve ilçelerde kısıtlamalar devri başlatıldı.

İçişleri Bakanı’nın yayımladığı genelgelerle birtakım kısıtlamalar getirmek ve buna uymayanlar hakkında idari ve adli cezalar uygulamak, bir hukuk devletinde kabul edilemez bir uygulamadır. Aksi halde hukuk devleti yoksa Polis Devleti var demektir.

Genelgenin bütününe baktığımızda konunun Sağlık Bakanlığı ile ilgili olduğunu görüyoruz. Nitekim Hıfzıssıhha Kanunun 64. Maddesinde bu açıkça ifade edilmiş. Keza bu kanunun yürütmesi daha önce Bakanlar Kurulundayken 2018 yılında yapılan değişiklikle Cumhurbaşkanına verilmiş.

Hal böyleyken bir de cezai yaptırımlar, tamamen hukuk dışı uygulanır hale geldi. Sağlık Bakanlığı’nın yetkisinde olan uygulama, hangi yasal gerekçe ile İçişleri Bakanlığı’na havale edildi, anlamak güç.

Diğer taraftan anayasa ile güvence altına alınmış temel haklar var. Kişi hürriyeti ve seyahat hakları kanunla belirlenen haller dışında kısıtlanamıyor ve yasaklanamıyor. Konumuz olan hastalık ve salgın tehdidine karşı kişinin bu hakları elinden geçici bir süre için alınabiliyor. Ancak sağlıklı olan bireylerin bu haklarına hiçbir şekilde kısıtlama veya yasaklama getirilemiyor.  O halde hasta olduklarına dair elde bir bilgi, belge olmadan bazı yaş gruplarına dahil bireylerin temel hak ve özgürlükleri neye dayanarak kısıtlanabiliyor veya yasaklanabiliyor, yetkililerin buna açık bir yanıt vermesi gerekir.

Bu çerçevede genelgelerde sözü edilen ve kısıtlamalara ve yasaklara yasal dayanakmış gibi gösterilen Hıfzıssıhha Kanunun 27 ve 72. Maddelerinin özüne bakıldığında temel hak ve hürriyetlerin engellenmesine yönelik olmadığı açıkça görülüyor. (Hasta ve hastalık yayma riski olanlar hariç)

Ancak anayasamızda bir madde var ki, o madde devreye girdiğinde bütün temel haklar askıya alınabiliyor. O da 104. Madde. Yani OHAL maddesi. Bu yasanın 17. Bendi idarenin yasal dayanağıdır.

Ortada ilan edilmiş bir OHAL yokken, bazı yaş gurubu insanları adeta ev hapsine mahkûm etmek ve buna uymayanlar hakkında para cezası kesmenin hiçbir yasal dayanağı yoktur. Ancak TCK 195 üzerinden verilen cezalar için hukuksuzdur denilemez.

Görünen o ki, önümüzdeki süreçte bu cezalarla ilgili idareye pek çok karşı dava açılacak gibi.

Değerli okurlarım, burada bir noktanın altını kalınca çizmek isterim. Covid -19 ile ilgili topluma sunulan tavsiye ve tedbirlerin uygulanması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır. Bunları kendimiz, yakınlarımız ve toplum için bir vatandaşlık görevi saymamız ve kendi irademizle hayata geçirmemiz gerekir. Alınan tedbirler, uyarılar ve tavsiyeler kişi ve toplum sağlığı için çok önemlidir. Benim vurgulamak istediğim bir hukuk devletinde her işlemin yasalar çerçevesinde yürütülmesinin esas alınması gerektiğidir. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir, ben yaparım olur diyen polis devleti hiç değildir.

Bu yazı toplam 445 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür İstanbul | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.