EDEBİ YAZI VE BİLİMSEL YAZI

YUNUS EMRE YÜCEBAŞ
19 Mart 2026 Perşembe 16:24
Kültür dünyasındaki gelişmeleri sıklıkla takip etmeye devam ediyorum. Necati Tosuner'in vefatı, İlber Ortaylı'nın vefatı gibi birçok gelişme oldu yakın zaman içinde. Bir süre önce Antalya Manavgat Kitap Fuarı da vardı ama kesat geçtiğini haber aldığım için bu konjonktürde İstanbul'dan oraya gitmek mantıklı gelmemişti.
Bu aralar aklıma edebiyat ve bilimsel yazı arasındaki farklar çok takılıyor. Evet, yazı işleri denilince akla gelen ilk alan edebiyat olur, akabinde ise bilim olur. Velev ki, yayıncılık sektörünün dahi lokomotif kavramları bu ikisidir: Kültür yayınları, akademik yayınlar.
Bazı yayınevleri yalnızca kültür yayıncılığı yaparken ve akademik kitapları basmaz iken, bazıları da tam tersi akademik kitaplara odaklı bir yayıncılık anlayışına haizdir. Bu spesifik modelde yayıncıların aksine hem kültür yayınlarını hem akademik yayınları basan yayınevleri de vardır. Bütün bir tabloya bakıldığında edebiyat ve bilimin aynı istikamete doğru ilerleyen iki otobüs gibi oldukları izlenimi zihinde belirse de, bunun ileriki aşamalarda yanıltıcı olduğu ortaya çıkacaktır. Duruma, daha derinden baktığımızda edebiyat daha hoşgörülü bir çalışma alanı olup sanatın bir fragmanı iken, bilim askeri bir hiyerarşi ile bir mantıkla, katı şablonlarla ve prosedürlerle işleyen bir fragmandır.
Edebiyat hoşgörü ve özgürlük üzerine kuruludur. Bilim ise hoşgörüsüzlük ve otorite üzerine. Edebiyat doğası ve yöntemleri gereği daha çok ticarete yakın iken, bilimin işleyiş mantığı daha bürokratik bir felsefeye haizdir.
Yazar bir sanatçı olarak anılıp sivil toplumun bir üyesidir, bilimci ise bir memur olup hesabını toplumuna değil bürokrasiye veren kişidir.
Edebiyat, ilkokul mezunu Yaşar Kemal'i de, profesör olan İskender Pala'yı bünyesine dahil edebilecek kadar, özgürlükçü ve rekabetçi bir çalışma sahasıdır. Bilim İskender Pala'yı dahil eder ancak Yaşar Kemal'i sisteme dahil etmez ve dışlar. İşte aradaki fark tam da bu noktada başlıyor: Edebiyat, bilimin avukatlığını çoğu kez yapmıştır ve öyle görünüyor ki yapmaya da devam edecektir. Ancak, bilim, daha merkeziyetçi bir tavırla her şeyin kendisinde toplanmasını isteyen bir birim ve fragmandır. Bu da edebiyatın istikbali açısından da zorluklar yaratmaya ve sivil edebiyatçıları daha çetin koşullara bırakmaya haizdir.
Bilimin narsist ve diktatör tavrı sanat alanlarında açılan birçok yeni bölüm, birçok yeni kursla kendisini içte içe daha da belli etmektedir. Bu durum, sonucunda tarihsel ve kuramsal bir araştırma yapmak için oraya giren öğrenciler, bilinçsizce açılan geniş kontenjanlar sonucunda mezun edilmekte ve nihayetinde piyasalarda iş bulamamaktadırlar. Nitekim, yayıncılık gibi bölümlerin üniversitesini okumanızın ticari dünyada pek bir karşılığı olmamaktadır. Bilimsel narsizm, maalesef öyle bir boyuta varmıştır ki, edebiyatı, satrancı, zanaati daha yönlendirme kabiliyeti olan sınırsız ve mutlak bir güç olduğu inancını topluma yerleştirmiştir. Hâlbuki, bilim bu kadar sınırsız bir kudrete haiz olmadığı gibi, yöntemleri alakasız alanlara uyarlandığı vakit bu metodolojinin diğer alanlara zarar vermek riski de vardır.
Bilim insanlarının bazıları, edebi eserleri, "Hikayecilik, öz yaşam öyküsü." gibi sözlerle küçümsemekte, bilimsel yazıların daha profesyonel bir iş olduğunu ifade etmektedirler. Oysa dar bir çevreyi ilgilendiren bu yazıların istisnai haller haricinde toplumda geniş bir karşılığı yoktur. Edebiyat, bilimin aksine biçimden ziyade öze odaklanan bir yazı tarzı olduğu için hem daha yaratıcı olmaya kapı aralar hem de mekanikleşmenin karşısında yer alır ve insanın sezgilerine de hitap eder. Edebiyatın bir diğer avantajı da toplumsal konulardaki sorgulamalar yapmasına bilimsel metinlerden daha fazla olanak sunmasıdır. Zira, bilimsel metinler bir ödev şeklindedir. Tepeden koordinasyon ile yazılır çizilir. Oysa, edebi bir metinde yapılacak sorgulamalar kaleminin serbestliği dolasıyla çok daha sorgulayıcı olabilirler.
Uzun sözün kısası, edebiyat ve bilim yazının iki baş aktörüdür. Ancak, sanıldığı gibi her zaman aynı istikamette de gitmezler. Velev ki, günümüzde artan bilimsel tekelleşme (çocuk edebiyatında öğretmen egemenliğini artırıp sivil yazar ve yayıncıları oyun dışına itme çabası gibi) uzun vadede toplumsal düşünce ve duygularını tekdüzeleşmesine yol açma riskine haizdir. Bilimin de ortası karar fazlası zarardır. Daha doğrusu, adalet, her şeyin yerli yerine konulmasıdır. Alakasız metodolojileri alakasız sahalarda deneyip faydalı sonuçlar elde etmeyi beklememek gerekir.
Hepinize iyi bayramlar diliyorum. Şen ve esen Kalın.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2016 Özgür İstanbul

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.