17 Mart 2026
  • İstanbul12°C
  • Ankara16°C

“KİTAP NEDİR, İNANÇ NEDİR BİLMEZDİN!” (3)

Canan Murtezaoğlu

17 Mart 2026 Salı 13:08

 

 

Mekkî surelerle ilgili yaptığımız vatandaş okumamızın kırk üçüncüsü ve İbn Abbas-Kurayb rivayet zincirine göre elli dokuzuncu sure olan “Şûra” suresi anlatımı sürmektedir.

Arap toplumuna şöyle seslenilir: “Allah katından, geri çevrilmeyecek günün gelmesinden önce, Rabbinizin çağrısına gelin. O gün hiçbirinize sığınacak yer bulunmaz, inkâr da edemezsiniz.”

Buna rağmen yine de aldırmazlarsa Biz, Muhammed peygamberin onların üzerine gözcü/bekçi olarak gönderilmediğini belirtir ve ona düşenin sadece duyurmak/tebliğ etmek olduğunu vurgular.

Biz, insana, tarafından bir rahmet tattırdığında “onunla ferahlanır ama elleriyle yaptıklarından dolayı başlarına bir kötülük gelirse, doğrusu, insan pek nankördür.”

Önceki bölümde verdiğimiz gibi, eğer insanın başına gelen kötülük, “elleriyle yaptıklarından dolayı” ise neden Biz tarafından “korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle” sınanmaktadır?

Allah anlatımı sürer:

“Göklerin ve yerin egemenliği Allah’ındır. Dilediğini yaratır, dilediğine kız çocuk bağışlar, dilediğine de erkek çocuk bağışlar. Veya onlara dişi ve erkek olarak çift verir, dilediğini de kısır bırakır. Doğrusu, O bilendir, ölçümleyendir.”

7. asırda insanlığın kulağına ve ruhuna bu satırlar üflenmiş ve bunlar inanç konusu olmuştur.

Bilim dünyası ise “yaklaşık 4 milyar yıl önce, Dünya adı verilen gezegende bazı moleküller, organizma adı verilen oldukça geniş ve karmaşık yapılar oluşturdu,” demektedir. (Yuval Noah Harari; Hayvanlardan Tanrılara Sapiens, Kolektif Kitap, Ağustos 2022, s. 19)

21. yüzyılın ilk çeyreğinin tamamlandığı bugünlerde de bilimin sınır tanımadığını, insanlığın farklı gelişmelerin eşiğinde olduğunu okuyoruz.

Basındaki bir habere göre, “insan hayatını yaratan blokları üretmek üzere, uzun zamandır tartışmalara yol açan bir bilimsel proje” hayata geçmek üzere ve “insan DNA’sı üretmeyi amaçlayan bu proje, dünyada bir ilk. Tasarlanmış bebekler ve gelecek nesillerde öngörülemeyen değişimlere yol açabileceği için bugüne kadar bir tabu olarak kalmış” olan araştırmanın amacının “hastalığa karşı dirençli hücreler üretmek, karaciğer ve kalp gibi zarar görmüş organları ve hatta bağışıklık sistemini yenilemek,” olduğu söyleniyor. Ancak “bunun modifiye edilmiş veya yapay şekilde geliştirilmiş insanlar yaratmaya çalışan etik olmayan araştırmacılara da yolu açmasından” korkuluyor.

Bilim insanlarının açıklamalarına göre; “araştırmacılar artık sadece DNA’nın molekülünü okumakla kalmayacak; bazı parçalarını üretebilecek. Belki bir gün tümünü üretip sıfırdan bir canlı oluşturacaklar. Bilim insanlarının ilk amacı insan DNA’sının daha büyük bloklarını üretmek ve nihayetinde sentetik bir insan kromozomu yaratmak olacak.”

 “Gen konusunda cin şişeden çıktı,” diyen bilim insanları şu soruya da yanıt aramaktadırlar: “Eğer sentetik vücut parçaları ve hatta sentetik insanlar üretebilirsek o insanlar kime ait olacak? Bu insanların içeriğindeki verilere kim sahip olacak?” (BBC Türkçe News, https://www.bbc.com/turkce/articles/c2ezrp3yvdno, 26.06.2025)

Bu bilimsel ilerlemenin de Allah’ın izniyle olacağına inananlara saygımızı tekrarlayalım.

Diğer yandan, özellikle yozlaşmanın yaygınlaştığı İslam ülkelerinde her olan biteni Allah’ın iznine bağlama “kolaycılığı” ve bu konudaki sınır tanımazlık, yaşamın bir parçası olmuş görünüyor. Ülkemizdeki son örnek, e-imza sahtekârlığı ve sahtekârlığın başını çeken kişinin, “Allah’ın izniyle hiçbir şey olmaz sokakta dedikodusu çıkmasın kâfi” cümlesidir. (Sözcü TV, 06.08.2025-https://www.facebook.com/watch/?v=770020808903091)

Şunu soralım: Allah kavramının, olumlu ya da olumsuz her adımın paravanı haline gelmiş olması bir toplumu nereye götürür?

Sureden devam edelim… Allah anlatımı son üç ayette de sürer:

Allah bir beşerle ancak vahyederek veya perde arkasından konuşur veya bir elçi gönderir, bilgisiyle dilediğini vahyeder. Doğrusu, O yücedir, bilgedir.”

 Elmalılı, vahyi, “birdenbire kalbe bırakılan ilham” olarak açıklıyor. Vahyi getiren de din dilinde melek olarak adlandırılıyor. Vahyi elçi Muhammed’e Cebrail adlı bir meleğin getirdiği düşüncesi buna bir örnektir.

Elmalılı, perde arkasından (hicap) ifadesini de “işittirme” olarak açıklıyor yani kişi işitiyor ancak kimin söylediğini göremiyor; Musa peygamber örneğinde olduğu gibi.

Muhammed peygamberin bu konudaki, “bazen bana çan sesi gibi gelir” hadisi de rivayetler arasındadır.

Ardından Biz devreye girer ve şöyle denir:

“İşte böyle, sana da buyruğumuzla vahiy gönderdik; sen önceleri Kitap nedir, inanç nedir bilmezdin! Ancak Biz onu, kullarımızdan dilediğimize kendisiyle doğru yol gösterdiğimiz bir ışık/nur kıldık. Doğrusu, sen de göklerde olanlar ve yerde olanlar kendisinin olan Allah’ın yolu olan, doğru yolu gösterirsin. Dikkat! Bütün işler Allaha ulaşır.”

Surenin son üç ayetinde -önceki bazı ayetlerde olduğu gibi- tekil özne Allah ile çoğul özne Biz’in iç içe geçmiş olduğunu görmekteyiz.

Şûra suresi anlatımı tamamlanmıştır. Sıradan bir vatandaş eline bir Kur’an meali/çevirisi aldığında Şûra suresi olarak üç ayrı bölümde verdiğimiz satırları okumaktadır.

Mekkî surelerle ilgili çalışmamız sürecektir.

 

Canan Murtezaoğlu

 

 

 

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.