OKUMUYOR MUYUZ?

Şiyar Adıyaman
05 Haziran 2026 Cuma 15:05
Geçenlerde bir arkadaş ortamında oturuyorduk. Hemen sol köşemizde eli yüzü düzgün bir genç, muhtemelen roman olduğunu düşündüğüm bir kitap okuyordu. O sırada arkadaşlarımdan biri sanki marifetmiş gibi, “Ben hiç kitap okumuyorum valla, kitap okuyacağıma film izlerim daha iyi.” dedi.
Şaşırıp kaldım. İlginç olan da masadaki bazı arkadaşlarımın bunu onaylaması oldu. Yıllardır belki binlerce kitap okuyan biri olarak ve övünmek gibi olmasın ama kelime hazinesi dünyanın en zeki gorili Koko'dan daha fazla olan biri olarak, ben de içimden, “Yoğ yav ne alaqası var?” dedim.
Aslında itiraf edemesek de maalesef hepimiz böyleyiz. Tamam, okumanın önemli olduğunu söylüyoruz. Anne babalar çocuklarına “Oku, adam ol.” diyor. Öğretmenler, öğrencilerine “Mutlaka kitap okuyun.” diyor. Konferanslarda, sosyal medyada herkes okumaktan bahsediyor. İnanılması güç ama magazin programlarında bile kitap okumak tavsiye ediliyor; fakat iş “En son hangi kitabı okudun?”a gelince, ortalık birden sessizleşiyor. Sanki herkes birbirine bakıp, “Önce sen söyle.” diyor. Madem memlekette kitap okumak bu kadar tavsiye ediliyor, eee okuyanlar nerede! Bu konuda bazen “Hepiniz bir oy verdinizse benim oyum nereye gitti?” diyen Züğürt Ağa gibi hissediyorum kendimi.
Okumamanın bize hiçbir zarar vermediğini, bizden bir şeyler eksiltmediğini zannediyoruz. Oysa gerçekler bunu söylemiyor maalesef. Peki, kitaplardan uzak kalmanın bedelini nerelerde veriyoruz? Haydi, yaklaşın söyleyeyim; ama önce şunu söyleyeyim: Baştaki kulak, sesi duyar; gönüldeki ise sözü… Can kulağınla dinleyeceksen konuşayım Türkiye'm.
En basitinden trafikte ödüyoruz kitap okumamanın bedelini. Kırmızı ışıkta üç saniye geç kalktı diye önündeki araca korna yağdıran insanlarda, on saniyelik bekleyişte bile utanmasalar birbirine levye çekecek canavarlarda ödüyoruz.
Sosyal medyada ödüyoruz. Bir yazının henüz ilk paragrafını okumadan yorum yapanlarda, daha okuduğunu anlamadığı için konudan alakasız ters cevap verenlerde görüyoruz. Yahut sosyal medyada yazıyor diye -herhalde video sahibi ona ulaşamayacağı içindir- sırf kendi yaşam tarzına uymadığı için çiftlere ağza alınmayacak kelimeleri kullanmayı kendine hak gören insanlarda görüyoruz. Sokakta, iş yerinde, apartmanda, devlet memurlarının tepkilerinde görüyoruz. Bazılarının alnında bu kadar devlet asabiyeti olmasa keşke...
Eskiden -biraz yaşlı işi olacak; ama olsun. Öyle konuşunca daha etkili oluyor- eskiden “Kitap okumak zaman kaybı.” diyen insanlar yerine, “Maalesef kitap okuma zamanım yok.” diyen insanlar vardı. En azından onlar konuşulabilir kişilerdi, kendilerini zaten bilgisiz olarak kabul ettikleri için birkaç kitap okuyanı can kulağıyla dinler, araya girmez, ellerinde karton kahve bardaklarıyla kendilerine entelektüel imajı vermeye çalışmazlardı. Şimdikiler gibi bilgisi olmadan fikir sahibi değillerdi yani. Sahi onlar neredeler, bazısı yaşıyorsa haber etsin de hep beraber Amerikan çay ocaklarında toplanıp Caramel Macchiato içelim, ne güzel olurdu.
İşte, bu arkadaşlar belki kitap okumamışlardı; ama görgülüydüler, büyükleriyle, küçükleriyle ne konuşacaklarını, toplum içinde nasıl oturup kalkacaklarını öğrenmiştiler. Jilet Ahmet gibi olmasa da onlar da janti adamlardı. Adabı, giyinmeyi çok iyi bilirdiler. Mesela şimdikiler bilmez. İşte, burada toplum olarak gözden kaçırdığımız husus tam olarak bu. Kitap okumayı sadece tarihten, edebiyattan bilgi edinmek olarak zannediyoruz. Oysaki kitap okumak biraz da insan tanımaktır, dışarıyı daha bağımsız bir dünyadan gözlemlemek, hiç yaşamadığınız hayatları yaşamak ve hiç hissetmediğiniz duyguları hissetmektir. Kısacası bir romanın kahramanını süzerken, onun hayatından ders çıkarmak, böylelikle Saint Petersburg trenine binmeden önce içeridekilerin inmesini beklemektir.
Belki de bu yüzden okuyan insanla okumayan insan arasındaki fark sadece bilgi farkı değildir. Tahammül farkıdır, sabır farkıdır, hoşgörü farkıdır. Kulağa yabancı gelecek; ama insan olma farkıdır. Bu arada insan olmak hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenler Tarih-i Osmanî Mecmuası'nın 3. Cüzünün 1912. Sayfası'na bakabilirler efendim.
Bugün hepimiz çocuklarımızın daha anlayışlı, daha nazik, daha bilinçli olmasını istiyoruz; ama gerek evdeki davranışımızda gerekse de dışarıda bu nezaketi üzerimizde gösteremiyoruz. Sonra da yapamadığımız erdemleri çocuklarımızın başarmasını bekliyoruz; yani kendimiz daha büyümeden çocuklarımızın artık büyüdüğünü iddia ediyoruz.
İşte, bu sorunumuzun temel kaynağını, ben yeteri kadar kitap okumamakta görüyorum; çünkü Goriot Baba’yı okusaydık Vautrin’i süzdüğümüzde kendisi ahlaksız olup dışarıda erdemli olmayı tavsiye etmenin ne kadar iğrenç olduğunu ve değişimin önce kendimizden başlaması gerektiğini görürdük. Vautrin, içimizi yansıtan bir ayna olurdu bize. Böylelikle bir aynamız olurdu. İnsanlarla iletişim kurarken haddimizi bilir, tevazumuzu takınır, Hollywood Aynasızlar’ı gibi ağzımızı yayarak konuşmaz, gerile gerile yürümezdik.
Velhasıl, kitap okumamanın bize bir şey kaybettirmediğini söylüyoruz; çünkü toplum olarak neleri kaybettirdiğini göremeyecek kadar körleştirmiştir bizi kitap okumamak… Ben deli değilim diye bağıran ağır şizofren hastalarına dönüşmüşüz… Menfaatimizin olmadığı kişilere saygı göstermeyi aklımızın ucuna bile getirmiyor, makam sahibi birini görünce kırk yıllık dostumuzmuş gibi yakınlık gösteriyoruz. İnsanların kandırılmasına isyan ettiğimizi söylüyor; fakat elimize fırsat geçti mi anında cebimizi doldurmaya bakıyoruz, sohbet ederken birbirimizi dinlemiyor, sadece konuşma sırasının bize gelmesini bekliyoruz. Kendi partimiz, futbol takımımız her zaman haklı, karşı taraf ise her zaman haksız ve lanetmiş gibi zannediyoruz. Sonrasında ise kitap okumamanın hiçbir zararını görmediğimizi söylüyoruz! Sarhoş olduğumuzu anlamayacak kadar sarhoş olmuşuz yani.
Şayet kitapsızlığımıza biraz daha dur demezsek elinde telefon reels kaydıran yahut doksanlar tabiriyle elinde uzaktan kumandası televizyon karşısında zapting yapan bir ailenin çocuklarından yeni bir Tolstoy ya da yeni bir Şiyar Adıyaman yetişmesini bekleyemeyiz. (Bu arada Şiyar Adıyaman benim, ürün yerleştirme yöntemiyle kendi yazımda gizli reklamımı yaptım. Nasıl olmuş? Evde zapting yaparken gördüm, bütün diziler artık böyle yapıyorlar.)
Peki, bu gidişle bize ne olur?
Çok iyi tanıdığım emekli bir kaymakam arkadaşım vardı. Bir gün bana çocuğunun okumaya ne kadar hevesli olduğunu söylerken, “Leyla da dershaneye gidiyor, baya hırslı hazırlanıyor.” demişti. Onun adına çok sevinmiştim. Galiba kitap okumamaya devam edersek hayat karşısında bizler de baya hırslı hazırlanmak zorunda kalacağız.
Teşekkürler Türkiyem, beni dinlediğin için.
Bu arada çok konuşmaktan kendimi tanıtmayı unuttum. Ben Şiyar Adıyaman yeni köşe yazarınız. Merak etmeyin çok sıkıcı konulara girmem, zaten uzun süre istesem de ciddi kalamıyorum ben. Bazen kelimelerim size biraz şımarık ve yaramaz gelebilir. Buna da çocukken yeterli sevgiyi görememiş bilinçaltımın tatlı haylazlıkları diyelim. Artık yazılarımla sürekli birlikte olacağız, bu yüzü unutmayın. Bence seveceksiniz.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2016 Özgür İstanbul
