03 Ağustos 2026
  • İstanbul31°C
  • Ankara34°C

“TÜRK YARATILIŞTAN ŞENDİR, ŞATIRDIR”

Canan Murtezaoğlu

03 Ağustos 2026 Pazartesi 14:14

 

 

Millet olarak yorgunuz; hemen her konuda mücadele veriyoruz. Kurumlara, siyasetçilere güvenimizi büyük ölçüde kaybettik. Evet, umudumuz hep var olacak ancak yarınlara olan inancımızı daha ne kadar ayakta tutabileceğiz? Diğer yandan neşemizi kaybettik; insanımız gülmeyi unutmuş görünüyor.

Oysaki, Atatürk’ün ifadesiyle “Türk yaratılıştan şendir, şatırdır.”

Osmanlı’nın, özellikle 20. yüzyılla başlayan parçalanma ve çöküş döneminin, yaşanan felaketlerin gamı, kederi, çilesi halkın üzerine çökmüştü ancak yabancıları mutlu edemiyorduk.

Mahmut Esat Bozkurt; “Atatürk İhtilali” adlı ünlü eserinde âdeta isyan ederek şu satırları kaleme almıştı: “İslam kavimlerin; mesela Suriyelilerin, mesela Arnavutların, mesela Çerkeslerin Türkleri töhmetlendirmeye ne hakları vardı?  II. Abdülhamit’in son gününe kadar devletin idaresi bunların elinde değil miydi? Osmanlı İmparatorluğu’nda mukadderatından şikâyet hakkı Türk olmayanların değildi, Türk olanların idi. Bu devlet Türk’ün bilgisi ve Türk’ün gücüyle kurulduğu halde, onun tarafından idare edilmiyordu. Rum, Ermeni, Çerkes, Arap, Arnavutlar vesaireler elinde idi. Bunların Türklerden değil, Türklerin bunlardan şikâyetçi olmaya hakları vardı. Hiç değilse bunlar kendi kendilerinden şikâyetçi olmamalı idiler. Zira devleti kendileri idare ediyorlardı. Ali Seydi Bey, bütün Osmanlı İmparatorluğu boyunca gelen sadrazamların yirmi kadarını Türk olarak gösterir. Üst tarafı Türk’ten başka millettendi.”

Falih Rıfkı Atay, “Çankaya” adlı hacimli eserinde, Mondros Mütarekesi sonrası yaşanan pek çok olayı, gelişen düşünce ve fikirleri anlatırken hüzün içinde şu satırları yazmıştı: 

“Türkçülük ve Türkçüler, hiç politikaya karışmasalar bile, suçlu ve sorumlular arasındadır. Mütareke edebiyatında cinayet yerine geçen şeylerden biri de ‘Türklerde milliyet hissini uyandırmak’tı; sanki bütün felaketlere o yüzden uğranmıştı. Maarif Nazırlarından biri, kıraat kitaplarından ‘Türk’ kelimesinin çıkarılmasını emretmiştir. Üniversiteden Türkçü profesörler tasfiye edilmiştir. Ne acı şeydir ki, bu tasfiye işinden kurtulmak için, Ziya Gökalp’ın en yakın çömezleri Damat Ferit hükûmetlerine yaranmak yolunu bulmuşlardı. Geçen Mütareke tarihini yüzünden okursanız, İstanbul politikacılarının ikiye ayrıldığını görürsünüz: Vatanseverler, vatan hainleri!”

Kanlı savaşlar verildi ve Cumhuriyet kuruldu ve Türk milleti 1923-1938 arasında yeniden hayat buldu; kim olduğunu hatırladı, üretti; ancak Atatürk’ten ve Türk’ten duyulan rahatsızlık bir damar olarak hep sürdü. Bunun nedenini Prof. Dr. İlber Ortaylı şöyle açıklamıştı:

“23 Nisan 1920’de açılan ve 8 Şubat 1921’de başına ‘Türkiye’ ifadesi eklenecek olan Büyük Millet Meclisinin (BMM) bazı çarpıcı özellikleri vardır. Yabancı dillerde devlet, ‘Türk İmparatorluğu’, coğrafî olarak ve vatanımız da ‘Türkiye’ diye anılmasına rağmen devletimizin ismi ilk defa ‘Türkiye’ olarak zikredilmiştir ki bu çok önemlidir. Büyük Millet Meclisinin kuruluşu, 1400 yıl sonra devlet hayatında ilk defa ‘Türk’ isminin kullanılması anlamına da gelir.” (Atatürk ve Dünyası, Kronik Kitap, 2023, s.160) 

21. yüzyılla birlikte seçilen ve iktidar olanların Atatürk ve Türk konularına bakışı her geçen gün daha bir netlik kazanıyor. Örneğin; THY kabin memurlarının üniformalarından Atatürk ve Türk bayrağı rozetlerinin kaldırıldığını biliyoruz. T.C. ibaresini kaldıran kurumlar arasında Halk Sağlığı Kurumu, Bursa, Balıkesir ve Denizli Valilikleri, Ziraat Bankası’nı sayabiliriz. Ayrıca MEB’in, 2026 YKS’de kullanılacak kazanımlara ilişkin yayımladığı raporda İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersinde, “TBMM” yerine sistematik olarak “BMM” vurgusu yapıldı; yani Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden, Türkiye kelimesi çıkarıldı. Yine MEB “pedagojik gerekçelerle” 1 ve 2. sınıf öğrencilerine verdiği gelişim raporu adlı belgeden Atatürk görselini kaldırdı, İstiklal Marşı’na yer vermedi, onların yerini arka kapakta “Teknoloji Yolculuğumuz” başlığı altında iktidar (AKP) döneminde hayata geçirilen projelere ait görseller yer aldı. Eğitimcilerin ve velilerin tepki göstermesi üzerine bu yıl hazırlanan raporlarda Atatürk’e yeniden yer verildiğini öğrendik. (basın)

Yeri gelmişken, New York’ta törenle açılan Türkevi (2021) binasını hatırlayalım. O günlerde Türk-Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi’nin (TASC) düzenlediği, “Daha Adil Bir Dünya Mümkün” başlıklı konferansta konuşan Recep Tayyip Erdoğan burayı, “Müslüman Amerikan toplumunun da evi olarak” ifade etmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan; TÜRGEV ve Ensar Vakfı’nın ABD ve İngiltere’de kurmuş olduğu TÜRKEN Vakfı’nda yaptığı konuşmada da şöyle demişti:

“Atanız; Sultan Alparslan’dır, Fatih’tir, Yavuz’dur, Sinan’dır, Barbaros’tur, Hayme Ana’dır, Nene Hatun’dur. Çok yakında önemli sorumluluklar üstlenecek, önemli görevlere gelecek ülkemize aşkla, şevkle, sevdayla hizmet edeceksiniz.” O “atalar” ın içinde ne Devlet’in Kurucusu’nun ne de bu uğurda şehit düşenlerin adları vardı.

TÜRKEN Vakfı çalışmalarını sürdürüyor. 2025 yılında lobi faaliyetlerine 48,2 milyon dolar harcamış. Bu harcamalar için TÜRKEN Vakfı’na Ensar Vakfı’ndan 25,3 milyon dolar, TÜRGEV’den ise 22,9 milyon dolar gönderilmiş. Bu iki vakıftan sonra en çok harcamayı 474,9 bin dolar ile Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), 191,7 bin dolar ile Türkiye’nin ABD Büyükelçiliği yapmış. FARA (Foreign Agents Registration Act) kayıt belgesinde TÜRKEN Vakfı’nın; “ABD’deki Müslüman öğrencilere, Amerika Birleşik Devletlerindeki eğitim deneyimlerini geliştirmek için barınma yardımı, burs ve kültürel programlar sağlamak” üzere kurulduğu ifade ediliyor. (Deutsche Welle Türkçe)

Dikkat edilirse Türk adı yine yok, Türk öğrenciler denmiyor, Müslüman kimlik öne çıkarılıyor.

Ortadoğu Türkiye’sine giden yolda bu listeyi uzatmak mümkün…

Atatürk Nutuk’ta; “Saltanattan Cumhuriyete geçişte iki düşünce ve inanış sürekli çatıştı,” der. Bu durum belli ki sürüyor. Her ne kadar Anayasamızda, “Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.” ifadesi olsa da bu kavramların içlerinin sistematik olarak boşaltıldığı ortada. Bu durum sadece iktidarla da ilgili değil, muhalefetin yol ve yöntemi de ideolojisizlik ve kimliksizlik üzerinden yeniden şekilleniyor.

Atatürk, 16 Ekim 1938’de ilk ağır komaya girmeden bir gün önce şu uyarıyı yapmıştı:

“Dün ve bugün olduğu gibi yarın da memleket ve millet için yegâne kudret, mutluluk ve refah kaynağı, İnkılap İlkeleri ve Cumhuriyet rejimidir.” 

Türk milleti olarak, vatanımızdan, devletimizden ve insanımızdan sorumluyuz!

 

 

Canan Murtezaoğlu

 

 

 

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.