UMUT

Emin Varol
25 Şubat 2026 Çarşamba 11:40
Adalete inan ve yargıya güven düzenin temelini oluşturur. Düzenin sağlıklı işlemesi bu temelin sağlamlığına bağlıdır. Bu temeli sağlam tutmak esastır. Adalete inan ve yargıya güven amaçtır. Bu amacı araç haline getirmeğe çalışmak millete yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir. Adalete inanmayan ve yargıya güven duymayanlar hakkını yargı dışında aramaya kalkarlar. Buda anarşi ve kaosu doğurur. Düzensizlik düzen haline gelir. Can ve mal güvenliği ortadan kalkar. Çeteler dönemi başlar. Son zamanlarda çetelerin çoğalması adalete inanın ve yargıya güvenin zayıflamasının bir sonucudur.
Adalet ve yargı siyasi iktidar tarafından siyasetin sopası haline getirilmiştir. Devletin gücünü eline geçirenler, bu gücü yargı aracılığıyla siyasi amaçları için kullanmanın peşindedir. Ülkede adaletin gücünün yerini gücün adaleti almıştır. Adalet ve yargı siyasi iktidarın aracına dönüşmüştür. Ülkeyi terörden arındıracağız diye yola çıkanlar hukuku paspas haline getirmiştir.
Suç ve cezanın orantılı olması hukuk kuralıdır. Bu kuralın ihlali adalete inanı ve yargıya güveni sarsar. Umut hakkı bu kuralın çiğnenmesine demektir. Elli bin insanın ölümüne neden olan bir caniye bu hakkın tanınmasını sağlamağa çalışmak, adalete inanı ve yargıya güveni ortadan kaldırır. Böyle bir uygulama suç ve ceza orantısını yok eder. Hukuksuzluk hukuku geçerli konuma gelir. Neticede adalete inan ve yargıya güven dip yapar.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının Adalet Bakanlığına getirilmesi yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı ilkesi, adeta, ortadan kaldırmıştır. Bu savcının iddia makamı olarak açtığı davalara bakan yargıçların kaderi Adalet Bakanının elindedir. Bu yargıçların, yargının tarafsız ve bağımsızlığı ilkesine uygun karar vermesini beklemek beyhudedir. CHP’li belediyelere açılmış olan davaların adil olarak görülmeyeceği aşikardır. Yargı siyasetin güdümüne verilmiştir. Böyle bir yargının vereceği kararlara nasıl saygı duyulur? Adalete inan ve yargıya güven hiç olmadığı kadar sarsılmıştır.
Bu durumda, devlet bir hukuk devleti olmaktan çıkar. Hukukun üstünlüğü sadece sözde kalır. Bunun bedelini de halk yoksullukla, yaşam koşullarının ağırlaşmasıyla öder. Yoksulluğun kalkması ve yaşam koşullarının kolaylaşması ülke ekonomisine bağlıdır. Hukuk ve ekonomi birbirine göbekten bağlıdır. Ekonominin lokomotifi yatırımdır. Yatırım yapılması için yatırımcının önünü görmesi ve piyasaya güven duyması gerekir. Bu ancak bir hukuk devletinde gerçekleşebilir. Devlet yatırımcıya güven vermek zorundadır. Sermayedar bir haksızlığa
uğraması halinde hakkını alabileceğinden emin olmalıdır.
İktidarın yaptıkları sadece hukuk düzeyinde kalmıyor. Bu uygulamaların yan etkileri daha ağır bedeller ödenmesine neden oluyor. Asayişin bozulması, yoksulluk, hayat pahalılığı, gelir dağılımındaki adaletsizlikler vesairenin nedeni devletin hukuk devleti olmaktan uzaklaşmış olmasıdır. Çözüm, devleti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti haline getirmektir.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2016 Özgür İstanbul

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.