YENİ KUR’AN KURSLARI

Canan Murtezaoğlu
06 Şubat 2026 Cuma 12:32
Kur’an kurslarının amacı, katılımcıya İslam dininin ibadet ve ahlak esaslarını öğretmek olarak belirtilir ancak asıl amaç Kur’an’ı yüzünden okumayı öğretmektir. Bu da Arap alfabesini, harflerinin okunuşunu öğreterek Kur’an’daki kelimelerin okunmasını sağlamaktır. Burada esas alınan, yüzünden de olsa “Kur’an’ı indiği dilde okuma” dır, anlam gözetilmez. Her ne kadar Arap toplumuna gelmiş olan Kur’an’da “Düşünürsünüz diye, onu Arapça Kur’an olarak indirdik.” ifadesi ve benzerleri olsa da ecdadın din anlayışı sürmektedir.
Sürece kısa bir göz atalım…
3 Mart 1924’te Şeriyye ve Evkaf Vekaleti’nin yerine Atatürk’ün emriyle kurulan Diyanet Başkanlığının amacı; İslam dininin inançlar ve ibadetlerle ilgili hükümlerinin ve işlerinin yürütülmesi ve dinsel öğretilerin doğru bir şekilde halk arasında yayılmasını sağlamaktı ve Atatürk, Kur’an’ın Türkçeye çevrilmesinin gerekçesini şöyle açıkladı:
“Türkler dinlerinin ne olduğunu bilmiyorlar. Bunun için Kur’an Türkçe olmalıdır. Türk, Kur’an’ın arkasından koşuyor; fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde ne var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım, arkasından koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın.”
21 Şubat 1925’te Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi görüşmeleri esnasında Abdullah Azmi Efendi’nin Meclis’e sunduğu ve 53 vekilin imzasını taşıyan önerge ile yeni bir Kur’an tercüme ve tefsirinin hazırlatılması ve uygun bir hadis kitabının Türkçeye çevrilmesi teklif edildi ve bunun için Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesine 12.000 lira ödenek konuldu.
Bu bağlamda laiklik süreci ile ilgili gelişmeleri de Nutuk’tan bazı satırlarla verelim.
Başlık: “Teşkilat-ı Esasiye Kanununda düğüm oluşturan noktalar”
“20 Ocak 1921 tarihli Anayasanın 7. ve 21 Nisan 1924 tarihli Anayasanın 26. maddesi Büyük Millet Meclisinin görevlerini saptar. Maddenin başında, Meclisin ilk görevi olarak, ‘şeriat hükümlerinin (şer’î kurallar) yürütülmesi’ vardır. İşte, bunun nasıl bir görev olduğunu ve şer’î kurallar teriminin, kavramının ne olduğunu anlamakta duraksayanlar vardır. …. Cumhuriyetin ilanından sonra da yeni Anayasa yapılırken, laik devlet deyiminden dinsizlik anlamı çıkarmaya eğilimli olanlara ve bundan yararlanmak isteyenlere fırsat vermemek amacıyla, kanunun ikinci maddesini anlamsız kılan bir terimin konulmasına göz yumulmuştur. Kanunun, gerek 2. ve gerek 26. maddelerinde, gereksiz görünen ve yeni Türkiye Devletinin ve cumhuriyet yönetiminin çağdaş niteliğiyle bağdaşmayan terimler, devrim ve cumhuriyetin o zaman için sakınca görmediği ödünlerdir. Millet, Anayasamızdan bu gereksiz terimleri ilk elverişli zamanda kaldırmalıdır.”
10 Nisan 1928’de 1924 Anayasası’nda bulunan “Türkiye Devleti’nin dini, İslam dinidir” hükmü kaldırıldı, milletvekillerinin ve cumhurbaşkanının yaptıkları yeminler değiştirildi, namus üzerine ant içilmesi şekli kabul edildi. Atatürk, laiklik ilkesinin toplumsal düzeyde geniş bir dönüşüm gerektirdiğinin farkındaydı ve 5 Şubat 1937’de Laiklik ilkesi Anayasanın 2. Maddesinde yer aldı.
Ancak Devlet’e dini alanda müdahale etme yetkisi verilmesi, laiklik ilkesinin tam anlamıyla hayata geçirilmesine engel oldu ve dinî yaşam süreç içinde Diyanet eliyle Sünni bakış açısıyla şekillendi. Her ne kadar Anayasanın 136. Maddesinde: “Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.” ifadeleri açıksa da uygulamanın bu yönde olmadığı bilinmektedir.
Bu kısa bilgi paylaşımının nedeni, “Diyanet’in yetki alanı genişletildi, Kur’an kursları yönetmeliği Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi” başlığını taşıyan haberlerdir. Bu haberlere göre Kur’an kursu açmak yeni düzenleme ile kolaylaştırılacak, bu kurslarda 4-6 yaş için uygulanacak eğitim-öğretim içerikleri, ders takvimleri Diyanet Başkanlığı tarafından belirlenecek, gerektiğinde katılımcılara servis hizmeti de sağlanacaktır. Basındaki şu ifadeyi de verelim: “Kur’an kursu hizmetlerinin yürütülmesinde barınma ve beslenme ihtiyacını karşılamak üzere ilgili müftünün teklifi ve Başkanlığın onayı ile yurt ve pansiyonlar açılabilecek.” (Cumhuriyet; 31.01.2026)
Bu gelişme sadece Kur’an kursu açmanın kolaylaştırılması bağlamında ele alınırsa eğitim adına oluşturulmak istenen fotoğraf net bir görüntü vermez. Algı, konunun Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile dolaylı olarak ilgili olabileceği yönündedir. 2024-2025 eğitim öğretim döneminde okul öncesi, 1. 5. ve 9. sınıflardan itibaren kademeli şekilde başlamış olan Öğretim Programı incelendiğinde; seçmeli veya zorunlu, dinle ilintili derslerin kesintiye uğramadığı ve toplam 1800 saat olduğu görülür. Diğer yandan Devlet’imizin kuruluşu ve Kurucu Lideri Atatürk ile çocuklarımızın tanışması âdeta bir hatırlatma niteliğindedir. Bir öğrenci -eğitimi lise sona kadar sürerse- 12 yıl boyunca sadece iki kez yani 8. ve 12. sınıflara geldiğinde T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersi görecektir. Bunlar da 72 saatten toplam 144 saattir. Üç din dersinin toplam ders saati ise bunu 12.5 katıdır. (“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla askıya çıkan Öğretim Programı-2024)
Türkçe ve Matematik dersinin öğretim programı içindeki doğal akışını dışarıda tutarak şunu soralım:
İslam dininin Kitabı ders haline getirilir, Muhammed peygamberin eşleri ve Arap şehirleri dahi ünitelere konu olurken neden Türk milletine ve özellikle de Türk gençliğine, Cumhuriyet’in hangi bedeller ödenerek kazanıldığını belgelerle anlatan “Nutuk” ders haline getirilmez?
Fotoğrafı daha da netleştirmek için; 10, 11 ve 12. sınıf öğrencilerine üniversite sınavında sorulacak İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersi konu başlıkları ve kazanımlarında yer alan Türkiye Büyük Millet Meclisi tanımından “Türkiye” kelimesinin çıkarıldığını, TBMM’nin BMM olarak kısaltıldığını, yine Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ne dayanarak 1 ve 2. sınıf öğrencilerine pedagojik gerekçelerle karne yerine gelişim raporu verildiğini ancak verilen bu belgede Atatürk fotoğrafının olmadığını, onun yerine “Teknoloji Yolculuğumuz” başlığı altında iktidar döneminde hayata geçirilen projelere ait görsellerin yer aldığını ve bunun âdeta bir AKP el ilanı gibi hazırlandığını da anımsatalım.
Ortadoğu ülkeleri dinin/şeriatın baskın olduğu otoriter rejimlerle yönetiliyor. Bizi Ortadoğu ülkelerinden ayıran, Atatürk’ün eşsiz vizyonudur. Atatürk, getirdiği laiklik ilkesi ile aklın özgürlüğünü amaçlar. Laiklik; devlet-din ilişkisini düzenleyen, devletin din veya dinsizlik karşısında tarafsız ve tepkisiz olmasını savunan ilkedir. Atatürk’ün amacı, dinin toplum üzerinde belirleyici bir güce sahip olmasının önüne geçmek, dinin sadece bireysel bir mesele olarak kalmasıdır. Ancak “din her türlü çıkar hesabından uzak tutulmalı” söylemi 1950’den beri havada kalmış, gelen tüm iktidar partileri dini siyasetlerine az ya da çok âlet etmiştir. Muhalefetin de üzerine düşen görevi umursadığı pek söylenemez.
Laiklik ilkesinin Anayasamızın 2. Maddesinde yer almasının 89. Yılı kutlu olsun.
Canan Murtezaoğlu
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2016 Özgür İstanbul

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.