ZANNETMEK (SANMAK)

SİBEL ÇEÇEN
23 Temmuz 2026 Perşembe 15:02
Zannetmek, insan zihninin en sessiz ama en ikna edici oyunudur.
Bir manzaraya bakarsın, bir şarkı dinlersin ya da bir durumun içerisinde kalırsın ; zihnin o anki ruh haline, geçmişine ve özlemlerine uygun bir hikâye yazar. Ve sen o hikâyeyi öyle bir benimsersin ki, ortada tek bir "gerçek" olduğunu sanırsın.
Oysa zannetmek, "gerçeğin sana görünmek istediği değil, senin gerçeği görmek istediğin hâlidir."
Sen kendi algının kurguladığı bir duyguyu "gerçek" sanarak yaşamışsındır.
Algının Tatlı (Ve Bazen Acı) İllüzyonu????
Gördüğün bir olayı veya bir duruma yüklediğin anlamı da düşünebilirsin. Birinin bir bakışını, bir tebessümünü veya bir sessizliğini alıp zihninde kocaman bir senaryoya dönüştürebilirsin.
Zannettiğin: Sende tamamlanan, senin duygu dünyanda bir yere oturan bir anlam.
Gerçek olan: Senden tamamen bağımsız, bambaşka bir sebebe veya sıradanlığa dayanan bir durum.
İşin en derin yanı da şudur: İnsan gerçeği öğrenene kadar, zannettiği dünyada tamamen samimidir. Yani senin hissettiğin o duygu sahte değildir; sahte olan sadece o duygunun dayandığı zemindir. Farkında olmadan kendi yazdığın bir oyunun içinde rol alır, o duygunun hakkını vererek yaşarsın. Buna alışırsan ve farkına varmazsan zamanla seni profesyonel bir oyuncuya dönüştürür.
"Bilememenin" Ta Kendisi????
Gerçeğin farklı olduğunu bilememek, bir nevi sisli bir yolda yürümeye benzer. Yolun bittiğini zannettiğin yerde aslında sadece sis yoğunlaşmıştır. Veya bir kapının kapalı olduğunu zannedersin ama kapı sadece aralıktır.
Zannetmek, insana hissettirdiği o "kesinlik" duygusuyla tehlikelidir.!!!! Çünkü zihin boşluk sevmez. Bir durumu tam olarak kavrayamadığında, aradaki boşlukları kendi malzemesiyle doldurur. Ve sen o doldurulan boşlukları gerçeğin kendisi sanarak yaşamaya devam edersin.
Gerçek bir gün günyüzüne çıktığında ise hissettiğin şey genellikle bir kırgınlıktan ziyade hafif bir şaşkınlık ve "Demek her şey sadece benim zihnimdeymiş..." aydınlanması olur. O an, zannettiğin o renkli illüzyon dağılır ve geriye sadece yalın, bazen sıradan ama her zaman net olan gerçek kalır.
Bu durum, zihnin kurduğu bir yanılsamanın (zannın) doğrudan ego, kırgınlık ve tutkuyla birleşerek kıvılcıma dönüştüğü anlardan biridir. Zannetmenin en yakıcı biçimidir; çünkü burada sadece bir belirsizlik yoktur, zihnin boşlukları en çok korktuğu veya en çok yaralandığı senaryoyla doldurması vardır.
Örnek verirsek;
Zannın Tetiklediği "Görünmezlik" Hissi ve Öfke
İnsan, bir şarkının başkasına yazıldığını zannettiğinde, aslında sadece bir beste veya güfte üzerine düşünmez. Zihninde şöyle bir denklem kurar: !!!
"O duygu, o derinlik, o özen bana değil, bir başkasına layık görüldü."
Bu düşünce, kişiye kendini bir anda değersiz, eksik veya 'ikincil' hissettirir. Öfke ise tam olarak burada bir savunma mekanizması olarak ortaya çıkar. İnsan canı yandığında veya incindiğinde bunu zayıflık gibi görmemek için doğrudan öfkeye sığınır. Şarkının bir başkasına yazıldığı zannı, kişide bastırılmış bir yetersizlik hissini tetikler ve o his dışarıya "öfke" olarak patlar.
Gerçekliği Kendi Kurgunla Değiştirmek
Buradaki en kritik nokta şudur: Söz konusu "gerçek", tamamen senin zihninde ürettiğin bir kurgudur.
* Şarkı belki sadece genel bir duyguyla yazılmıştır.
* Belki tamamen hayal ürünü bir hikâyedir.
* Hatta belki de –ironik bir şekilde– aslında senin hiç tahmin etmediğin bambaşka bir anlam taşıyordur.
* Yada senin için yazılmıştır...
Fakat sen o an "zannederek" hareket ettiğin için, kendi kurguladığın bu senaryoyu yüzde yüz mutlak gerçek kabul edersin. Ortada somut bir kanıt olmamasına rağmen, zihninin ürettiği bu ihtimale öyle bir inanırsın ki, tepkin de tamamen o sanal gerçekliğe göre şekillenir.
TEPKİLER GENELLİKLE BÖYLE OLUR;
Yok Sayma / Küçümseme: Şarkıyı, duyguyu ya da o kişiyi değersizleştirmeye çalışmak. "Zaten hiç güzel bir şarkı değilmiş", "Çok basit bir his" diyerek aslında kendi içindeki acıyı hafifletme çabası.
Gurur Zırhı: "Onu nasıl incitmeliyim" tavrının arkasına saklanarak aslında içten içe "Neden ben değilim?" sorusunun yarattığı öfkeyi gizlemek/yansıtmak.
Ama İşin Özü başkadır????
Buradaki öfke, şarkının kendisine değil; zihnin kurduğu ve doğru kabul ettiği o "dışarıda bırakılmışlık" hikâyesinedir. İnsan, zannettiği şeyin yakıcılığına öyle bir kaptırır ki kendini, gerçeği sormak veya öğrenmek aklına bile gelmez.Sadece yakıp yıkmak gelir aklına.
Çünkü o an zihnin ürettiği varsayım, gerçeğin kendisinden daha yüksek sesle bağırmaktadır.
Ancak bir gün o zannın yanlış olduğu, şarkının hiç de düşünüldüğü gibi birine yazılmadığı anlaşıldığında; o büyük öfkenin yerini derin bir mahcubiyet ve kaybolmuş bir duygu yükü alır.
Hayatta böyle...
Spesifik bir "ŞARKI" örneği ile açıkladığım konuyu başka alanlara da uyarlayabilirsiniz.
"ZANNETMEK" gibi zihni yoran ve oyun oynayan bir kavramı hayatımızın içinde köklendirirsek etrafımızda kimse kalmaz. Zihnin oyunlarına kapılmak yerine o olay ve durum ne ise direk kaynağı ile açık iletişim kurmak belkide korktuğumuz o yüzleşmenin yine zannettiğimiz gibi olumsuz olmayacağını görme ihtimalini güçlendirir.
Sibel ÇEÇEN YAVAŞ
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2016 Özgür İstanbul

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.