“Bilmem ne bağı ile bağlı olan …” (11)

Hergünlü/Mali Müşavir

Mustafa Kemal Atatürk: “Yüzyıllardan beri Türkiye’yi yönetenler çok şeyler düşünmüşlerdir; fakat yalnız bir şey düşünmemişlerdir: Türkiye’yi!”

Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Iraklı Kürt liderler Talabani ve Barzani ile diyalog kurar. Bu yetmezmiş gibi sadece diplomatlara verilen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “kırmızı” pasaportunun verilmesini de sağlar. Böylece Özal; Talabani ile Barzani’yi Ankara’ya davet eden, Çankaya Köşkü’nde görüşen ve kırmızı pasaport almalarını sağlayan ilk Cumhurbaşkanı olarak tarihe geçer. Ayrıca Kürdistan Demokrat Parti (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) Türkiye’de büro açmalarına izin verir.

Burada, Birgün Gazetesi yazarı Reha Mağden’in, Turgut Özal ile yaptığı bir söyleşiden bazı satırlara günümüze de ışık tutması açısından yer verelim. Şöyle yazıyor Mağden:

“1992 yılıydı. Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile bir röportaj yaptım. ‘Kürtleri, Dicle Fırat boylarına taşıyacağız, su medeniyettir!’ dedi ve ekledi: ‘O zaman sorunları bitecek, bir gün valilerini de seçerler, olur biter’. Ama daha önemlisi bana teybi kapattırıp, şunları söyledi: ‘Hani zihnini çalıştır diye söylüyorum, yoksa öneri değil; mesela Türkiye’nin ismi Anadolu Cumhuriyeti olsaydı, bugün yaşadığımız sorunlar olur muydu?

Anlaşılan o ki Özal, Türkiye’nin Güneydoğu’sunda bir eyalet sistemi kurulmasına yeşil ışık yakıyor.

Başbakan Demirel de Özal’dan geri kalmaz. Celal Talabani’yi, “benim sevgili kardeşim,” diyerek karşılar. 1992 Ekim ayında Kuzey Irak’taki Kürt Parlamentosu, “Federe Kürt Devleti” kurulduğunu açıklar.

Özal, milletvekillerine neo-Osmanlı planlarını anlattığı toplantıda “Başkanlık sistemini” savunarak, bu sistemin “güçlü Türkiye” hedefine ulaşmak için en uygun yönetim modeli olduğunu söyler. Tanıdık geldi mi?

Tarihe burada da bir not düşmek adına Özal’ın, Kürt sorunu konusundaki söylemlerinden bazılarını alalım:

“Türkleştirme tarihsel görevini yaptı. Kemalizm miadını doldurdu. Bölgesel kültürlerin daha geniş bir sosyo-kültürel etkinliğine izin verebiliriz. … İlk kez bir Türk Cumhurbaşkanı bir Kürt liderle görüşecek. Bunun Kürtler için ne anlama geldiğini, nasıl bir kilometre taşı olduğunu kimse anlayamaz. … Kuzey Irak’ta yaşayan Kürtler Osmanlı tebaasındaydı. Rastgele bir çizgiyle sınırlar çizildiği için dışarıda kaldılar. TC vatandaşı olamadılar.”

Milliyet Gazetesi’nden Rafet Ballı, Özal’ın Kürt reformu ile ilgili düşüncelerini şöyle verir:

“Özal, Kürt reformu dediği şeyi, Amerika ve İngiltere’nin telkini ile gündeme getirdi. Milliyetçi ve muhafazakâr kanat, bu reformun Türkiye için taşıdığı ‘tehlike’ ve ‘tuzaklar’ın farkındaydı. Onun için karşı çıktı. Oysa Özal, … Türkiye’de sol kesime, dışarıda ise Batı’ya şirin gözükmek için kapsamlı bir reform paketi açmak istiyor. Bunun içinde Türkiye’yi ABD gibi eyaletlere ayırmak da var. Bütün bunlar aslında bir sivil ihtilaldir.”

Aynı gazeteden Erbil Tuşalp ise bir yazısında Özal’ın; “ABD ve İngiltere’nin Iraklı Kürt liderlerle yaptıkları Türk-Kürt-Arap Federasyonu Planı’nı desteklediğini, Apo ve PKK dâhil terör suçlularının … cezalarına bir defaya mahsus tecil formülü önerdiğini” belirtir.

Günümüzde ne deniliyordu: “Türk-Kürt-Arap kardeşliği…”

Gelişmeler devam ederken PKK, Erzincan’ın Kemaliye ilçesinde tarihin en acı katliamlarından birini gerçekleştirir: “Başbağlar Katliamı”. Örgüt, ezan okunduğu esnada cami cemaatini zorla dışarı çıkarır ve yirmi dokuz kişiyi kurşuna dizer. Köy ateşe verilir, evlerinde saklanan biri kadın dört kişi de yanarak can verir. Başbağlar dışında, Van, Mardin, Batman ve Siirt’te yapılan baskınlarda çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan yetmiş sekiz vatandaş katledilir. Ölenlerin içinde hamile kadınlar ve üç aylık bir de bebek bulunmaktadır.

Örgüt, ardı ardına karakollara da saldırmaya devam eder. Bu saldırılarda; Şırnak, Hakkâri, Iğdır, Van ve Siirt’te bulunan Çelik, Kısıklı, Serbest, Sancak, Sultantopu, Kanalga, Kavaklı, Pirinçeken, Üzümlü, Kılavuzköy ve Okçular karakollarında toplamda yüz iki asker şehit edilir.

1994 Şubat’ında Tuzla tren istasyonunda çöp kutusuna teröristlerce yerleştirilen saatli bombanın patlaması sonucunda beşi yedek subay, biri sivil altı kişi öldürülür. DEP Genel Başkanı Hatip Dicle: “Savaşta bu tür şeyler olur!” açıklamasında bulunur.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, gündeme bomba gibi düşen bir görüş dile getirir: “Kürt Devleti olgusuna hazırlıklı olmalıyız!”… Ardından da Başbakan Yardımcısı Murat Karayalçın, “Federasyon serbestçe tartışılmalı,” der. “Ne mutlu Türkiye vatandaşıyım, diyene!” cümlesiyle “Baba” dan geri kalmayan Başbakan Tansu Çiller, ileride çok fazla işlevsellik kazanacak olan “Türkiyelilik” kavramının belki de ilk isim annesi olma şerefine nail olur.

Türk vatandaşlığını, “Bilmem ne bağı ile bağlı olan …” sözleriyle aşağılayanlar, işte bu taşlara basa basa bugünlere geldi.

Ne demişti büyük şair Rıfat Ilgaz: “Acımasız bir namlu şakağımızda soğuk. / Tetikte kendi parmağımız yabancının değil.”

Tülay Hergünlü

İstanbul, 01 Nisan 2026