Edebiyatta, yazılacak kitaplar için malzeme bulmak meselenin zorlu kısımlarından birisidir. Sadece roman, novella, öykü, masal gibi kurmacaya dayalı türlerde değil deneme, gezi yazısı, hatıra gibi gerçeği işleyen türlerde, ayrıca şiirde de işlenecek malzeme gerekiyor. Malzemeler devamlı birbirinin benzeri ve çok alışılmış olunca yazılan eserin merak uyandırma derecesi azalıyor.
Sözgelimi bir polisiye romanının merak uyandırma derecesi, cezaevini anlatan bir romanın merak uyandırma derecesinden az olabilir. Çünkü cinayet kişisel, cezaevi kolektif bir süreç. Ve mekansal bir aktarım söz konusu. Benzer şekilde Descartes üzerine yazılan bir deneme günümüzde ana akım medyada pek bilinmeyen bir filozof üzerine yazılan bir deneme kadar ilgi çekici olmayabilir. Almanya'yı anlatan bir gezi yazısı Malta'yı anlatan bir gezi yazısı kadar ilgi çekici olmayabilir...
Çünkü, ilk emsallerin hepsi aşina olunma derecesi insanlarca daha yüksek şeylerdir. Gün içinde üçüncü sayfa haberlerde cinayet haberlerini her yurttaş görür ama cinayetten hüküm giyen birinin infaz edildiği yeri herkes bilmez. Descartes gibi klişe olmuş akademik figürler dilden dile aktarılıp akademinin değişmeyen geleneksel doğası içinde hayatının bir döneminde yolu üniversite sıralarına düşen her öğrenciye aktarılır. Ancak buna mukabil, ana akım medyada fazla yer bulamayan egzotik çalışmaları olan bir Anadolu halk filozofu yahut metropollerdeki sessiz entelijansiya içinde medyadan uzak çalışmalarını sürdüren bir filozofu herkes bilmez. Nihai örnek de keza, Almanya'da akrabası olan ve kendisi orayı görmese dahi telefonla konuşmalarda havadis ve fotoğraf verecek olan çok çıkabilir. Malta'ya giden de orada akrabası olan da son derece azdır. Bu sebeple Almanya ile alakalı bir eser Malta ölçüsünde merak uyandırmaz.İster kurmaca olsun ister gerçek, yazıyı ilgi çekici kılan insanların çok fazla bilmediği konular üzerine kaleme alınmış olmasıdır.
Gelgelelim bu tür temalarda yazı almak da kolay değil. Örneğin, yukarıda bahsedilen tarzda cezaevi temalı bir kitap yazmanın sosyal ayıplanma ve hukuki riskleri olur. Kurmaca değilse riskler daha da büyür. Kurmaca olsa bile şüphe uyandırabilir. Bu, manevi anlamdaki kırılmalardan birisidir. Mali anlamda da kırılmalar fazla olur. Örneğin, bir gezisi yazısı kitabı kaleme almak için Malta'ya gitmek Marmara Adası'na gitmekten daha masraflı olur. Zaten o masrafları göze alamadığı için insanlar sıklıkla yurt içinde seyahat ederler. Yurt dışına gidince de Almanya, Fransa gibi popüler ve iş olanaklarının daha fazla olduğu ülkeleri seçerler.
Uzun sözün kısası edebiyatta müellif için eserin malzemesinin alışılmışın dışında olması eseri ilginç kılar. Ancak, bu durum da maddi manevi bedeller ödemeyi veya kaderin hikmeti ile bazı garip olayları zincir halinde yaşamakla hasıl olabilir. Herkes bu tür bedeller ödemeyi göze alamayabilirler. Hatta kendi seçimine kalsa kimse bedel (haklı olarak) ödemek istemeyebilir. Çok garip gelebilir ama kurmacanın aslında sadece hayal dökme oyunu değil cezaevi gibi ayıp veya risk unsuru barındıran durumları saklayarak aktarma metodu olduğunu, yazarın güvenliği için bir kalkan görevi gördüğünü düşünüyorum. Bu durumlara dair tarihte de günümüzde de birçok örnek bulmak kabildir. Yani malzeme çok güçlü ise bu durum da bazı zamanlarda malzemenin yan etkisi gibi bir paradoks yaratabiliyor.
Dipnot: Peki, ya malzemesi olmayanın yazma kabiliyeti iyi, malzemesi çok olanın yazma kabiliyeti iyi değilse? O zaman hangi eser daha merak uyandırır? İyiyi anlatan mı, iyi anlatan mı?