Sıradan bir vatandaş eline bir Kur’an meali/çevirisi aldığında ne okuyor?
Fussilet suresi anlatımında; gökler, yer ve ikisi arasında yaratılanlar için önceki surelerde kullanılan altı aşama/gün sayısının burada sekize çıktığını, bunun tefsirlerde zorlama tevillere yol açtığını, Elmalılı’nın da altı aşama/gün ifadesini “tecavüz etmemek lazım geldiği” yolundaki yorumunu vermiştik.
Mekkî surelerle ilgili yaptığımız vatandaş okumamızın kırk üçüncüsündeyiz. İbn Abbas-Kurayb rivayet zincirine göre elli dokuzuncu sure “Şûra” dır. (Danışma)
“Ha-Mîmler” grubunun üçüncüsü olan sure adını; “38. ayette geçen ve Müslümanların, işlerini aralarında danışma ile yapmalarının gereğini bildiren şura kelimesinden almıştır.”
“Ulu olan, bilge olan Allah, sana da senden öncekilere de şöylece vahyeder.” cümlesinden sonra; göklerde ve yerde olanların O’nun olduğu ifade edilir. Melekler Rablerini överek yücelttiklerinde “ve yeryüzünde bulunanlar için” O’ndan bağışlanma dildiklerinde gökler neredeyse üstten parçalanacak/birbiri üzerinden yarılacak gibidir. Allah, “O’ndan başka veliler edinenleri” görüp gözetler; elçi Muhammed ise onlardan sorumlu değildir. Muhammed peygambere; “böylece ana kasaba olan Mekke’yi (ümmelkura) ve çevresindekileri uyarıp sakındırman ve hiçbir şüphe bulunmayan toplanma günü/toplama gününün dehşeti ile de uyarman için, sana Arapça bir Kur’an vahyettik. İnsanların bir bölüğü cennette, bir bölüğü de alevli ateştedir,” sözleriyle seslenen Biz, şöyle devam eder:
“Eğer Allah dilemiş olsaydı, onları tek millet yapardı. Ama O, dileyeni nimetine kavuşturur. Haksızlık edenlerin/zulmedenlerin ise ne bir dost ne de yardımcıları vardır. Yoksa O’ndan başka veliler mi edindiler? Oysa veli ancak Allah’tır. O ölüleri diriltir. O her şeyi ölçümleyendir.”
İhtilafa düşülen herhangi bir şey hakkında da hüküm Allah’ındır.
Biz’in Allah anlatımı sürer: “Göklerin ve yerin yaratanı, size kendinizden eşler ve hayvanlar arasında da çiftler var etmiştir. Bu düzende sizi üretir. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir. (Semî ve Basîr) Göklerin ve yerin anahtarları O’nundur. Kimi dilerse onun rızkını yayar (dilediğininkini de) kısar. O her şeyi bilendir.”
Allah, “dinden, Nuh’a önerdiğini,” elçi Muhammed’e bildirdiğini, İbrahim, Musa ve İsa’ya önerdiğini kanun yapmış ve şöyle demiştir: “Dini doğru tutun, onda ayrılığa düşmeyin.” Ancak elçi Muhammed’in bu davet ettiği emir, ortak koşanlara (müşrikler) ağır gelmektedir. Ayrılığa düşmelerinin nedeni, “kendilerine bilgi geldikten sonra” birbirlerini çekememeleri, aralarındaki haset ve kıskançlıktır.
Biz şöyle der: “Eğer Rabbinin belirli bir süre için verilmiş bir sözü olmasaydı, aralarında hemen hükmedilirdi. Ve doğrusu onlardan sonra Kitaba varis kılınanlar ondan işkilli şüphededirler.”
Muhammed peygamberden; davet etmeyi/çağrıda bulunmayı sürdürmesi, emrolunduğu gibi dosdoğru olması, onların heveslerine uymaması ve şunu söylemesi istenir: “Allah’ın indirdiği Kitaba/her Kitaba/Allah’ın kitaptan indirdiğine/bütün vahyettiklerine inandım, aranızda adalet yapmakla emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir; bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah hepimizi bir araya/birlikte toplayacak; dönüş O’nadır.”
Burada; en yalın sorulara bile henüz yanıt bulamadığımızı itiraf edelim. Kutsal kabul edilen metinler de dahil, mevcut kaynaklara göre aynı bölgede adı bilinen ya da bilinmeyen çok sayıda peygamber/elçi yaşamıştır. Peygamberlik kavramının; yöneticiliği, bir topluluğa lider olmayı da içerdiğini bilmekteyiz. Adları bilinen çoğu peygamber, Yahudi kavminin kralı, kâhini ya da bilge kişisidir. Arap kavminden olan Muhammed peygamber de İbrahim peygamber nedeniyle onlarla ortak ataya sahiptir. Elimizde semavi olduğu kabul edilen dört kitap vardır: Zebur ve Tevrat (Eski Ahit) İncil (Yeni Ahit) ve Kur’an. Bunların “kitap/mushaf” haline getiriliş süreçleri ayrı bir konudur; ancak semavi dinler olarak kabul edilen inanç sistemlerinin temel kaynakları bu kitaplardır. Bu konuda en yalın soru şudur:
Tanrı birse neden içerikleri farklı dört ayrı kitap indirmiştir ve de neden hepsi aynı bölgeye inmiştir?
Musevilik, Hristiyanlık ve İslam’daki işleyiş farklılıkları açıktır; yürünen yollar ayrıdır yani aynı Tanrı etrafında birleşmek söz konusu olmamıştır. Diğer taraftan aynı Tanrı’ya, kitaba inanmayanların küresel ticarette yani para ve sermayede birleşmeleri her şeyden çok daha öncedir. Tarihçi ve yazar Yuval Noah Harari, “Hayvanlardan Tanrılara Sapiens” adlı ünlü eserinde şöyle demektedir: “Milattan önceki bin yıl, üç ayrı evrensel düzenin ortaya çıkışına sahne oldu. … İlk evrensel düzen ekonomi üzerinden yükseldi: Parasal düzen. İkinci evrensel düzen siyasiydi: İmparatorluklar düzeni. Üçüncü evrensel düzense diniydi: Budizm, Hristiyanlık ve İslam gibi dinlerin evrensel düzeni.” (Kolektif Kitap, Ağustos 2022, s.179)
Sureden devamla…
“Allah’ın çağrısını kabul eden bulunduktan sonra, O’nu tartışanların tartışmaları Rableri katında geçersizdir. Onlara bir öfke vardır, çetin bir azap da onlaradır.” Kitabı ve ölçüyü/mizanı indiren Allah’tır. Kıyamet saati de yakın olabilir; “ona inanmayanlar, acele olmasını isterler; inananlar ise ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler.” Saat’i/Kıyamet’i tartışanlar da “derin bir sapkınlık içindedirler.” Kullarına karşı lütufkâr olan Allah, “dilediğini rızıklandırır.” Ardından devreye giren ve “öteki dünyanın gelirini/ahiret ekinini isteyenin gelirini/ekinini artırırız; dünya gelirini isteyene de ondan veririz; ancak ahirette bir payı bulunmaz,” diyen Biz tehdit eder:
“Yoksa Allah’ın izin vermediği bir şeyi kendileri için din yapan ortakları mı vardır? Eğer kesin söz verilmeseydi, aralarında hemen hükmedilirdi. Doğrusu, haksızlık edenlere can yakıcı azap vardır. Haksızlık edenlerin yaptıkları şeyler başlarına gelirken korkudan titrediklerini görürsün.”
Biz, inanan ve yararlı iş işleyenlerin ise cennetlerin çiçekli çayırlarında olduklarını, “Rablerinin katında,” onlara dilediklerinin verildiğini, büyük erdemin bu olduğunu ve Allah’ın “inanan ve yararlı işler işleyen kullarını” bununla müjdelediğini belirtir.
Şûra suresi anlatımı devam edecektir.
Canan Murtezaoğlu