TAZELENME VE YAŞAMA SAYGI

SİBEL ÇEÇEN

​Bazen hayat, bize değişim ihtimalini tatlı bir esintiyle değil, ani kayıpların, fırtınalı kopuşların ve zamansız vedaların sarsıntısıyla dayatır. Ölümler ve ani gidişler; yaşamın pamuk ipliğine bağlı olduğu gerçeğini, soyut bir düşünce olmaktan çıkarıp zihnimizin ve kalbimizin tam ortasına bir kayalık gibi bırakır.

​Ani kayıpların yarattığı o büyük boşluk, aynı zamanda insan hayatındaki en radikal dönüşüm zeminidir. Ani kayıplar ve kopuşlar, zihinde bir tür "varoluşsal şok" yaratır. İnsan, hayatın tahmin edilebilir olduğuna dair o konforlu yanılsamasını kaybettiğinde derin bir boşluğa düşer. Ancak psikolojide "Travma Sonrası Büyüme" olarak adlandırılan süreç tam da burada başlar.

​Yaşamın geçiciliğiyle sert bir şekilde yüzleşmek, insanı gereksiz yüklerden arındırır. Mademki yaşam geçici, o halde anda kalıp saniyeleri dahi boşa harcamamak gerektiğini anlarsınız. Eski ertelemeler, yüzeysel dertler ve anlamsız bağlar anında elenir. Hayat felsefeniz büyük bir farkındalık ile değişir; belki de değişim zamanı geldiği içindir.

​Mademki gidişler kaçınılmazdır ve hayatın zamanı kısıtlıdır; o halde geride kalan zaman, en hakiki, en taze ve en canlı enerjilerle doldurulmalıdır. Ani kopuşlar, geçmişin tüm sahte ve miadı dolmuş yapılarını yıktığında; geriye sadece "Şimdi ne inşa etmek istiyorum?" sorusu kalır. Yüklerinden kurtulanlar ve kendine yeni sayfa açanlar için hayatlarına yeni giren İNSANLAR, zihinlerindeki o yas ve kopuş döngüsünü kıran taze bir nörolojik ve duygusal uyarandır. Yeni bir insan; yeni bir hikâye, yeni bir bakış açısı ve zihnin "yaşamaya devam etme" mekanizmasını tetikleyen taze bir enerjidir.

​Sosyolojik olarak insan, ilişkiler ağından oluşan bir varlıktır. Bir çevrenin, dostluk grubunun ya da yaşam alanının ani kopuşlarla eksilmesi, bireyin toplumsal haritasını bozar. Ancak bu boşluk, tamamen yeni bir sosyal mimari kurmak için benzersiz bir alandır. Hayatınıza tamamen yeni insanların girmesi; toplumsal rolden, geçmişin getirdiği etiketlerden ve öğretilmiş kalıplardan sıyrılmanıza imkân tanır. O insanlar sizi "eski siz" veya kayıpların gölgesindeki halinizle değil; bugün inşa ettiğiniz yeni enerjinizle tanırlar.

​Toplumsal dinamizm, sürdürülebilir enerji gerektirir. Yasın ve durağanlığın egemen olduğu bir çevreden çıkıp, hayat enerjisi yüksek, yeni insanlarla bağ kurmak; bireyin toplumsal hayata katılımını ve yaşama duyduğu aidiyeti yeniden tesis eder.

​Ani kopuşlar (Ölüm!) bize hayatın ertelenemeyecek kadar kısa ve değerli olduğunu öğretir. Eski kapıların sertçe kapandığı yerde, duvarlara yaslanıp kalmak yerine; tamamen yeni insanlarla, taze enerjilerle ve kökten bir kararlılıkla hayatı sıfırdan kurmak, yaşamın kendisine verilen en onurlu cevaptır.

​Gidenlerin hatırasını kalbin dingin bir köşesinde saygıyla taşırken; yüzünü, adımlarını ve ruhunu hayatın taze akışına dönmek bir ihanet değil, aksine yaşama hakkına duyulan derin bir saygıdır.

Sibel ÇEÇEN YAVAŞ