Geçtiğimiz hafta 6 Nisan tarihinde, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin (TGC) merkez binasında bir toplantıya iştirak etmiştim.Toplantının merkezinde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti yer alsa da, edebiyat ve ticaret alanlarındaki sivil toplum kuruluşları da buraya iştirak etmişler idi. Toplantıya katılan kuruluşlara içinde gazetecilik ile alakalı kuruluşlar haricinde PEN Yazarlar Derneği, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Türkiye Yayıncılar Birliği de yer almakta idi. Toplantının ana konusu siyasetin, medya ve gazeteciler üzerindeki baskısı olmuş ise de, yazının hedefi gereği bu kısmın üzerinde çok fazla durmayacağım.
Toplantıda, gazetecilik ile alakalı bir soruna edebiyat ve kitap yayıncılığı ile alakalı birimlerin katılım göstermesi, her ne kadar aralarında bariz farklılıklar olsa da, gazetecilik ve edebiyatın birbiri ile kesişmeye müsait sahalar olduklarını ortaya koyuyordu. İdeolojik anlamda oldukça tutarlı görünen bir tabloydu. Ancak, ticari bağlamda, Türkiye Yayıncılar Birliği'nin de toplantıya katılım göstermesi ve gazetecilerin sorunlarına dahil olması düşündürücü idi. Neticede, yayıncı statü olarak bir girişimci olup, fikri fiiliyatı dolasıyla mapus cezası alan basın emekçilerini düşünmekle yükümlü değildi.
Kaldı ki, Türkiye Yayıncılar Birliği'nin altındaki 416 üye yayınevinin sadece küçük çapta firmalar olduklarını düşünmemek gerekirdi. Nitekim, İş Bankası Kültür Yayınları, Yapı Kredi Yayınları gibi banka devlerinin yanı sıra İnkilap, İthaki, Kırmızı Kedi, Remzi gibi zincir kitabevlerini kontrol eden yayıncılar da yer alıyordu. Hatta garip gelebilir ancak, D&R'nin sahibi olan Turkuvaz Kitap da buraya üye idi. Kuruma üye olan yayıncılar ekseriyetle seküler bir çizgiye sahip, serbest ticaret anlaşını vizyon edinmiş markalar görünümünde idi. İstisnalar olsa da çoğunluğu bu görünümde idi.
Nispeten daha mütedeyyin bir ticari anlayışa haiz olan kuruluşların çoğunlukla üye olduğu kurum ise Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği (TBYM) idi. 2026 itibarıyle 650 civarı kuruluş buraya üye idi. Burada Nesil Yayınları, Timaş Yayınları, Kitapyurdu gibi dini tarafı daha öne çıkan devler yer alıyordu. TBYM iş dünyasındaki MUSİAD'a, TTB ise TUSİAD'a benzetilebilir ve bu doğrultuda bir çıkarım yapılabilirdi. Şirketlerin güçler dengesi de benzerlik gösteriyordu. Orada da MUSİAD'daki şirket sayısı daha çok yani yatay güç fazla ancak dikey güç az idi. Burada da TBYM'deki şirket sayısı daha çok iken istisnalar haricinde çok dev kurumlar değiller. Fiziki kitapçıların en dev kuruluşlarının temsilcileri hep TYB üyesi olmakta idi. Ancak, ideolojik bağlamda Turkuvaz Kitap'ın üyelik tercihini TBYM'den yana değil TYB'den yana kullanması ilginç bir ayrıntı idi. Bu tabloda, ekseriyetle ideolojik bir paydaşlık vardı ancak buna dair paradoksal durumlar da vuku buluyordu. Turkuvaz Kitap'ın TBYM dururken TYB'üye olması, limited şirket olmasına rağmen Türkiye'nin en büyük yayıncılarından olan Alfa Yayın Grubu'nun sahibinin eski bir iktidar partisi milletvekili olmasına mukabil, yayınevinin TBYM'de değil TYB'de üye olması bunlara örnek olarak gösterilebilirdi. Konjonktürel olarak da yorumlanabilirdi, ticari unsurların ideolojik unsurları gölgelemesi olarak da.
O halde, özetle, toplantıdan gazetecilik ve edebiyatın özerklik ve işlevsellik bakımından birbirlerinden farklı kulvarlar olsalar da etkinliklerde sıkça paydaş oldukları sonucu çıkarılabilir. Buradan çıkarılacak ikinci sonuç ise, Türkiye'deki medya kuruluşları dengelerinin ideolojik mi ticari mi şekillendiklerinin halen tam belirgin olmamasıdır. Aslına bakarsak, ana iskelet ideolojik görünmektedir. Ancak, işlevsel anlamda ticaret ve emeğin, ideolojilerden daha çok karşı karşıya geldiklerini hesaba katarsak, ideolojik bir kümelenme ve kategorizasyonun daha ziyade vitrin kısmına mahsus olduğu sonucuna da varılabilir.
Fiiliyat kısmındaki ticaret ve emek çatışmasını merkez aldığımızda, TBYM ile TYB'nin başkanlarının aynı toplantıda dahi yer almaları mümkündür. Ancak, ideoloji de (her ne kadar vitrin kısmı gibi görünse de) burada etkin rol oynuyor olmalı ki, böyle bir duruma rastlamak pek mümkün görünmüyor. Bilakis, yayıncı ve yazar, aynı toplantıda yer alıyorlardı. O vakit, ideolojilerin, 21. yüzyılda da sanat üzerindeki etkileri halen önemi azımsanmayacak kadar fazla olmalıydı.