“Yapacak bir şey yok!”

Hergünlü/Mali Müşavir

 

Günlerdir haber kanallarında vatandaşa elektrik ve doğalgaz faturalarının yüksekliği konusunda ne düşündükleri soruluyor. Vatandaş elbette çok sıkıntılı ve endişeli… Maaşlara gelen zamların Ocak ayındaki yüksek faturalar karşısında çoktan eriyip gittiğinden yakınıyor. Kimi ampulleri söndürüp televizyon ışığıyla oturduğunu, kimi sadece bulundukları yerde ışık yaktıklarını söylüyor. Neredeyse dükkân kiralarına ulaşan elektrik faturaları karşısında çaresiz kalan esnaf ise birer birer kepenk kapatıyor. Dolap çalıştırmak zorunda olan dükkân sahipleri elektrik kısıntısına gitmelerinin mümkün olmadığını anlatıyor ve şöyle bitiriyorlar sözlerini; “Böyle giderse işyerlerini kapatıp, iş aramak zorunda kalacağız. Yapacak bir şey yok!”

 

Aynı durum doğalgaz faturaları konusunda da geçerli… Meskenleri soba kurmaya müsait olanlar sobaya geçtiklerini ancak kömür ve odun fiyatlarının da cep yaktığını anlatıyor… Bir vatandaş ise doğalgaz yakamadıklarından, evde kabanla gezdiklerinden bahsediyor ve şöyle diyor, sıkkın bir ses tonuyla; “Maaş zamları şimdiden eridi. Yapacak bir şey yok!”

 

Çarşı-pazar ise yangın yerine dönmüş. Alsa cebi yanacak, almasa tencere kaynamayacak… Vatandaş, sebze ve meyveyi tane ile almaya başladı. Bunu bile alamayanlar var. Onların adresi ise “çıkma” ların bulunduğu pazar sandıkları…

 

Bir hanıma soruyor, muhabir; “Bir şeyler alabildiniz mi?” Kadın elindeki pazar torbasını göstererek, “Nerdeee!” diyor. “Ancak şu birkaç parça sebzeyi alabildim. Cebimdeki para şimdiden tükendi. Her şey ateş pahası…” Ve acı bir gülümsemeyle ekliyor; “Yapacak bir şey yok!”

 

Pazar yerleri biraz daha insaflı da ya marketler? Çalışanlar fiyat etiketi değiştirmeye yetişemediklerinden şikâyet ediyorlar. Bazı günler neredeyse saat başı etiket değiştirdiklerinden bahsediyorlar. Bir vatandaş da şöyle diyor; “Her gelişimde etiket değişiyor. Ürünlere fahiş fiyat uyguluyorlar. Azar azar olsa da ihtiyaçları almak zorundayım. Yapacak bir şey yok!”

 

Tüm bu söyleşilerin arkasından hemen hemen herkes aynı cümleyi kuruyor; “Yapacak bir şey yok!”
 

Birkaç kez ben bile bu cümleyi kurduğumu fark ettim, şaşkınlıkla…
Hiç farkında olmadan kullanıyoruz… Dilimize yerleşmiş, yerleştirilmiş; subliminal mesaj gibi. Beynimizin içinde sürekli dönüp duruyor; “Yapacak bir şey yok! … Yapacak bir şey yok!”

Algı siyaseti yürütülüyor…
 

“Ne yaparsak biz yaparız!”
“Ekonomiyi de biz düzeltiriz!”
“Enflasyonu da dövizi de faizi de biz düşürürüz!”
“Bu bir beka meselesidir. Çözersek biz çözeriz!”
“Ülkeyi kimselere teslim edemeyiz. Bunlar bir kümesi bile yönetemez!”

Söz, tüm bunların sebebi olan ve yaklaşık yirmi yıldır ülkenin başına musallat olan AKP iktidarına gelince de çoğu vatandaş; “Başka kime oy vereceğiz, tabii ki AKP’ ye… Yapacak bir şey yok!” diyor.

 

Öncelikle şunu çok iyi bilelim; Yapacak bir şey değil, çok şey var.

 

İlk olarak, ülkeyi yirmi yıl önce aldıkları seviyeden çok daha gerilere götüren bu iktidarı sandık gelince sonsuza kadar uğurlamak…

 

Ama o gün gelene kadar vatandaş olarak hakkımızı aramanın yollarını öğrenmek, bize dayatılan bu hayat pahalılığını, demokratik haklarımız çerçevesinde protesto etmek gerek. İşe, evdeki elektrik ve doğalgaz kullanımından başlayabiliriz. Ampulleri azaltır, (zamanı geldiğinde de tamamen söndürürüz) gazı alabildiğince kısarız… Fırınları kullanmayız. “Zaten bunu yapıyoruz” dediğinizi duyar gibiyim. Ama daha da kısabileceğimizi biliyorum. Birkaç gün marketlere, çarşı-pazara gitmeyerek, otomobilimize benzin-mazot almayarak, online alışveriş sitelerini kapatarak büyük bir sinerji yaratabiliriz.

 

Önümüzde küresel sermayelerin alışveriş tuzaklarından bir gün var; “14 Şubat Sevgililer Günü”. İşte size fırsat… Almayın! Çılgınlar gibi alışveriş yerlerine, internet üzerinden alışveriş sitelerine dalmayın! Kredi kartlarınızı görmeyeceğiniz bir yere kaldırın. O gün sevgilinize, sevdiklerinize sarılın, yanaklarına bir öpücük kondurun, onları ne kadar sevdiğinizi söyleyin! Bu onlara en güzel hediye olacaktır. “Piyasalar zaten kötü, alışveriş durursa, ekonomi iyice dibe çöker, işsizlik artar” diyenlere inanmayın. Piyasaların bir dinamiği var. Onu korurlar. Ama derslerini de alırlar. Fiyatlar inince piyasalar çok daha güzel coşar. Merak etmeyin!

 

Demokratik çerçevede örgütlü toplum olmak, haklarımızı savunmak, haklarımıza/ülkemize sahip çıkmak zorundayız.

 

Sabrı da bize yanlış öğrettiler. İslam sabrı emrederken, sessiz kalın, başınıza vursunlar, lokmalarınızı ağzınızdan alsınlar demez. Yoksulluğunuza şükredin, ellerinizi bağlayın, tevekkül edin, demez. İslam’da sabır demek mücadele demektir. Hakkını korumak için sabırla mücadele et, kimseye hakkını yedirme, kula kulluk etme, demektir.

Sabır, aklın ve dinin gösterdiği yolda azimle yapılan mücadele demektir. “Katlanmak, ses çıkarmamak” gibi pasif eylemlerle herhangi bir ilgisi yoktur. Nitekim Âl-i İmrân 146. ayette şöyle buyurur Yüce Allah:

 

“Nice peygamberler de vardı ki kendileriyle beraber birçok Allah erleri savaştılar; Allah yolunda kendilerine isabet eden şeylerden gevşemediler, zaafa düşmediler ve boyun eğmediler. Ve Allah, sabredenleri sever.” *

 

Demek ki neymiş; yapılacak çok şey varmış. Susup, oturmak değil, haklarımız/ülkemiz için mücadele etmemiz gerekiyormuş. Elbette anayasal haklarımız çerçevesinde…

Tülay Hergünlü

İstanbul, 04 Şubat 2022

*Hakkı Yılmaz, “https://istekuran.net/sureler/13-asr-cag-suresi.html”