Bireysel İlişkilerden Toplumsal Sözleşmeye Güvenin Kırılışı....
İhanet, haksızlık ve güven kaybı; insanlık tarihinin en eski, en derin ve en yıkıcı deneyimleridir. İnsan türünü diğer canlılardan ayıran temel unsur, yalnızca alet yapabilmesi ya da dil kullanması değil; geleceğe dair bir "güven ilkesi" etrafında birleşebilme yetisidir. Toplumsal yaşam, açık ya da kapalı (örtük) sözleşmeler üzerine kuruludur: "Ben sana zarar vermeyeceğimi taahhüt ediyorum, sen de bana." Ancak insanlık tarihi, bu sözleşmenin ihlal edildiği anların trajedileriyle doludur.Bazen 25 yıllık dostunuzdan,bazen en yapmaz dediğiniz ve emek verdiğinizden,bazen de birlikte yol yürüdüğünüz kişilerden İhanet görebilirsiniz. İhanete uğrar ,adaletsizlik yaşar yada aldatılırsınız. Adaletsizlik ve aldatılmışlık, insanın varoluşsal zeminini kaydıran, hem bireysel ruh hallerinde hem de kolektif yapılarda derin çatlaklar açan iki anahtar kavramdır.
Bireysel Düzlemde Varoluşsal Sözleşmenin İhlali ve Ruhu Tahrip Eden İhanetler....
Bireysel ilişkilerde aldatılmak ve adaletsizliğe uğramak, yalnızca bir beklentinin karşılanmaması değildir; mağdurun gerçeklik algısının sarsılmasıdır. Soren Kierkegaard’ın vurguladığı gibi, bireyin en büyük trajedisi dış dünyadaki belirsizlikler değil, iç dünyasında kurduğu öznellik bağının kopmasıdır.
Bir dostlukta, aşk ilişkisinde veya aile bağında aldatılan birey, yalnızca karşısındakini kaybetmez; kendi geçmişini ve sezgilerini de sorgulamaya başlar: "Tüm o yıllar bir yalan mıydı?" İşte bu nokta, aldatılmışlığın yarattığı adaletsizlik duygusunun felsefi özüdür. Hakikatin tahrif edilmesi, bireyin özgür iradesiyle karar verme hakkının elinden alınmasıdır. Immanuel Kant'ın ahlak felsefesiyle bakarsak; aldatan kişi, karşısındakini özgür bir "özne" olarak değil, kendi arzularına ulaşmak için kullandığı bir "araç" konumuna indirger. Bu durum, varoluşsal düzeyde yapılan en büyük adaletsizliktir.!!! Günümüzde bu düşünce ve duyguda olan bir çok birey ile karşılaşabiliriz. Bunun başlıca sebeplerinden biri ise teknolojinin gelişmesi ile toplumdan fiziki olarak uzaklaşıp bireyselleşen "sanal sosyallik" felsefesini benimseyen toplulukların çoğalmasıdır.
Sosyolojik Boyutta Güven Sermayesinin Çöküşü ve Toplumsal Anomi...
Bireysel ilişkilerde başlayan bu erozyon, toplumsal ölçeğe taşındığında sosyolojik bir krize dönüşür. Emile Durkheim’ın "anomi" (kuralsızlık/normsuzluk) olarak adlandırdığı durum, toplumda adaletin işlediğine dair inanç kaybolduğunda ortaya çıkar.
Adaletsizlik ve aldatılmışlık duygusu toplumsallaştığında şu yıkıcı sonuçları doğurur: Robert Putnam’ın "sosyal sermaye" kavramıyla ifade ettiği toplumsal doku; dürüstlük, dayanışma ve adalet hissiyle beslenir. Kurumların veya çoğunluğun adaletsiz davrandığı bir toplumda, bireyler birbirine karşı savunma mekanizmaları geliştirir. Toplum, ortak bir değer üreten bir yapı olmaktan çıkıp, herkesin herkesle mücadele ettiği bir arenaya dönüşür. Burada da bireyler kimin kimi yenilgiye uğratacağıyla ilgilenir. Güçlü ve zayıfın savaşı gibi.
Adaletin liyakatle değil, kayırmacılık veya aldatmayla sağlandığı sistemlerde toplumsal ahlak çöker. Emeğinin karşılığını alamayacağını düşünen geniş kitlelerde derin bir "aldatılmışlık hissi" oluşur. Bu his, bireyleri ya edilgen bir kabullenişe ya da kuralları çiğnemeyi meşru gören bir eylemselliğe iter. Siyaset felsefesi, özü itibarıyla adaletin dağıtılması ve gücün sınırlandırılması üzerinedir. Vatandaşların devletle kurduğu "Toplum Sözleşmesi", adalet ve güvenlik beklentisine dayanır.
Adaletsizlik ve aldatılmışlık, insanın nesnel dünya ile kurduğu anlam bağını koparan zehirli bir bileşimdir. Ancak insanlık tarihi sadece ihanetlerin değil, adaleti yeniden inşa etme arayışının da tarihidir. Bireysel ilişkilerde yüzleşme ve sınır koyma ne ise; toplumsal ve siyasal alanda da şeffaflık, liyakat ve hukukun üstünlüğü odur. İhanetin yarattığı yıkımı tamir etmenin tek yolu, örtük yalanları ifşa etmek ve adaleti yeniden yaşamın merkezine yerleştirmektir. Çünkü adalet, yalnızca dağıtılan bir kural değil; insanın insanla ve toplumla barış içinde yaşayabilmesinin tek garantisidir.
Sibel ÇEÇEN YAVAŞ



























Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.