Demokrasi sorunlara en sağlıklı çözüm bulma yöntemidir. Çünkü demokrasi ortak aklın kullanılmasına imkan verir. Ortak akıl farklı fikirlerin değerlendirilmesiyle oluşur. Bunun için, fikri ifade etme özgürlüğü, demokrasinin olmazsa olmazıdır. Kalkınmanın, uygarlaşmanın anahtarı budur. Gelişmiş ülkelerin demokrasiye geçtikten sonra gelişmiş olmaları bir tesadüf değildir.
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir”. Halkın iradesi esastır. Halk iradesini seçim sandığında belirtir. Seçimlerde adaydan çok, partiler ön plana çıkar. Seçmenin oy kullanmada tercihini adaylar değil partiler belirler. Seçmen genelde oy verdiği adayı tanımaz bile. Adaylar seçmene, seçildikleri partinin çatısı altında hizmet edecekleri sözünü veririler. Bu durumda, adayın aldığı oy onun değil partinindir. Adayın, seçmene vermiş olduğu söze rağmen, parti değiştirmesi, meşruiyetini ortadan kaldırır. Aday, bir nevi, siyasi dolandırıcı konumuna düşer.
Adayın parti değiştirmesi, halkın iradesine saygısızlık değil, halkın iradesini çiğnemektir. Bunun adı da, en hafif tabiriyle, siyasi namussuzluktur. Ülkemizde olanlara bakarsak, siyasi arena da namussuzlardan ayak basacak yer kalmadı demek abartı değildir. Parti değiştiren siyasiler yanardönerdir. Böyle yanardöner siyasilerden hizmet beklemek beyhudedir. Bu tipleri ayrıldıkları parti için bir kayıp, katıldıkları parti için bir kazanç kabul etmemek gerekir. Partiler, özellikle iktidar partisi, siyasi namussuzluğu teşvik etmektedir. Tarafsız olacağına namusu ve şerefi üzerine yemin eden AKP’li Cumhurbaşkanının, başka partilerden AKP’ye katılan yanardönerlere rozet takması, katılım merasimleri düzenlenmesi, siyasi namussuzluğu teşvik eden, antidemokratik davranışlardır. Omurgasız yanardönerleri partide toplamanın, ne partiye ve nede ülkeye bir yararı vardır. Bugün seçildikleri partiden ayrılıp başka partiye katılanlar, kendi partisini satanlar, yarın katıldıkları partiyi de satarlar. Halkın iradesine saygı göstermemeyi teşvik etmek, bu davranışın toplum tarafından kabul görmesi, demokrasinin çürümüşlüğünün bir göstergesidir. Demokrasiye olan inancın ortadan kalkması ülke geleceğinin ipotek altına alınması sonucunu doğurur. Bu sorunların azalması değil, çoğalması demektir.
Devletin gücünü kullanarak halkı yanıltmak, diktatörlüklerde görülen bir uygulamadır. Halk televizyonuna kayyım atanması ve yayınının iktidar partisinin istediği doğrultuya çekilmesi vahim bir davranıştır. Bu sadece, demokrasinin olmazsa olmazı olan, fikri ifade özgürlüğünü sınırlandırmakla kalmaz, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik açmazdan çıkmasını da zorlaştırır. Yatırımcının güven duygusunun ortadan kalmasına neden olur. Devlete ve piyasaya güven duymayan birinden ekonomik yatırım beklemek boşunadır. Siyasi ve ekonomik sonuçları vahim olacak olan böyle bir uygulamayı yapan kafalardan ülke sorunlarına çözüm beklemek, eşyanın tabiatına, aykırıdır. Ülkeye hukukun gücü değil güçlülerin hukuku egemendir. Adalet yoksa ümitte yoktur. Çıkış yolu derhal seçimdir.
16.Ekim.2026
Pendik
Emin Varol



























Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.