• BIST 1.124
  • Altın 458,727
  • Dolar 7,6460
  • Euro 8,8844
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 26 °C

Hoş Bulsun Ramazan!

Meltem Kaynas

  image1Bir ramazan ayı daha geldi. Hoş gelmiştir, hoş bulmuştur umarım. Hoş gelmesi bir yana, giderken bizden hoşnut olup gitmesideönemli. Her ne kadar ruhaniyeti besleyen; açlığın, susuzluğun yani nefisten uzaklaşmanın ayı olsa da, çocukluğumdan beri değişmeyen,gelenek halini alanuygulamaları var ramazanın. Mesela; öncesinde “ya canım çekerse” mantığıyla, kıtlığa giriyormuşçasına yapılan alışverişler, orduyu doyurmaya yetecek mükellef iftar sofraları, sahur yemekleri… Hâlbuki yiyeceğimiz, topu topumide ebadıyla sınırlı.  Ama gel de anlat! Ah şu gözümüzün açlığı kadar gönlümüz aç olaydı ya sevgiye, iyiliğe, güzelliğe… Ramazan; on bir ay boyunca fütursuzca yiyip içip, yardımlaşmayı, dayanışmayı, paylaşmayı aklına bile getiremeyenlerimiz için; Müslüman olduğunu söyleyip de, Kitabını, “ne diyor bu Kitap” diye açıp okumayanlarımız için iyi bir başlangıç fırsatı. Başlangıç diyorum, çünkü paylaşmanın, Kur’an’ı anlamaya uğraşmanın bir tek aya sığacak bir tarafı yok elbet. On bir ay gelir geçer, ramazan hep törenle gelir, törenle gider. Zira sembolik olarak bize anlattığı bir şeyler mevcut bu ayın içinde. Malûm, Kur’an’ın indirilmeye başlandığı gece olan Kadir Gecesi’ni barındırıyor oluşudur onu önemli yapan. O yüzden hak eder töreni gelirken de, giderken de. Yardımlaşmaların, ibadetlerin bu ayda kristalize oluşu, Kur’an’ın bu ayda insanlıkla buluşturulmaya başlanması, uyarıcı niteliktedir adeta. Bence ramazan ayı, insanlığa verilenince ayar gibidir. Hem yeme içme, hem de paylaşma ve Kur’an’a dönüş anlamında hizayı bozan biz insanlara, tanrısal bir “balans” ayarıdır adeta. Sürekli bozduğumuz için “ruhsal hizayı”, her sene yeniden ayarlanmamız gerekir. Belki de verilen en önemli mesajlardan biri, on bir ay boyunca bozmamaya çabalamaktır ayarı. Yani sadece bir ayda değil, ömür boyu paylaşım ve yardımlaşma bilinciyle hareket etmek, ölçülü yemek, açları doyurmak, Kur’an’ı, yani “yaşam destek ünitemizi” her daim çalışır tutmak, okuyup anlamak ve hayatlarımıza geçirmek… Biz genellikle bir ay çalışıp, on bir ay saz çalan ağustos böcekleri gibiyiz. Bir ay boyunca bunları yapınca, görev tamamlandı sanıyoruz. Sonra? Saz çal oyna! Seneye ramazana görüşürüz ömrümüz varsa! Ramazan deyince, Bektaşi fıkrası gelir hep aklıma. Baba erenlerin biri, sıcak bir ramazan günü, çeşmeden kana kana su içmekteymiş. Oradan geçen bir adam, hiddetle; “Koskoca adamsın, sakalından da mı utanmazsın!” diye çıkışır. Bektaşi şaşkınlıkla adama döner; “Ne oldu ki?” der. “Ne olsun!” der adam, “Ramazan ayındayız, herkes oruçlu. Sen kana kana su içiyorsun!” “Ee?” demiş baba, “Ne olmuş?” Adam iyice küplere binmiş. “Bir de soruyor!” Bektaşi sormuş: “Yahu, bu ramazan seneye de gelecek mi?” “E tabi gelecek!” demiş adam. “Ya sonraki sene?” “O ne biçim soru efendi! Tabi ki gelecek! Her sene bir daha gelecek işte!” Bektaşi adama dönmüş, “Ramazan bu. Her sene geliiir, gider! Ama baba giderse bir daha gelmez!” Bende bu fıkradan esinlenerek diyorum ki; ramazan bu, gelir gelmesine de, nasıl gideceğine biz karar vereceğiz. Hem nasıl gideceğine, hem de seneye bizi nasıl bulacağına… Reklam arası gibi değil, her anımızı ramazanmışçasına yaşayarak, Kur’an’ı, raftan yaşamlarımıza indirerek, Düşünüp, aklı işletip, öğüt alarak, Tekerleme gibi söyleyerek değil, şükür olarak iş yapıp değer üreterek, Arınıp, temizlenerek, İyiliği, barışı ve sevgiyi yaşayıp yaşatarak, Dünyayı cennete çevirmeye uğraşarak yaşarsak, ömrümüz varsa seneye geldiğinde hoş gelir, bizi de hoş bulur, giderken de hoş gider. Ne diyelim; Hoş gelsin, Hoş bulsun, Hoşnut gitsin ramazan.      

Bu yazı toplam 147 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür İstanbul | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.