• BIST 12433.5
  • Altın 6701.94
  • Dolar 45.0493
  • Euro 52.7718
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 15 °C

“Bilmem ne bağı ile bağlı olan …” (14)

Hergünlü/Mali Müşavir

 

 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk: “Kişisel iktidar gibi zararlı bir örnek bırakarak ölmeyeceğim. Parlamenter bir cumhuriyet kuracağım!”

PKK elebaşının yakalanış hikâyesi çok yazıldı, çizildi; ayrıntılara burada girmeyeceğiz, sadece Öcalan’ın, gazeteci-yazar Tuncay Özkan’a gönderdiği metinden bazı bölümleri aktaracağız ki küresel oyun daha net anlaşılabilsin.

“… Teslim alınmam NATO kararıdır. ABD önderlik etti. Dikkat edilirse, o gün tüm Avrupa ülkelerine girişim yasaklanmıştı. Primakov; o da yasakladı o gün. Bu tespit edilmeli. Benim hakkımda NATO seviyesinde karar vardır. Burada önemli olan Yunanistan’ın rolüdür. Bunun iyi görülmesi gerekir. Yunanistan’ın yaptığı korkunçtur. Yaptığı bilinçlidir. Dürüst değiller. Yunanistan, benim ortadan kaldırılmam suretiyle Türkiye’de bir Türk-Kürt savaşı başlatmak istemiştir.”

“Türkiye’de Kürt sorunu çözülürse, Türkiye artık hiçbir gücün elinde oyuncak olmaz,” diyen Öcalan, şöyle devam eder: “Bu oyunu ilk başta hiç kimse anlamadı. Bu bir tuzaktı aslında. İngiltere’nin payı var. Bu tuzağı Türkiye’nin halen sezdiğini zannetmiyorum, en üst düzeyde bile anlaşılmamıştır. Siyasiler benim şahsımda zafer sarhoşluğuna kapılmış, Türkiye’de Kürt sorunu çözülürse Türkiye artık hiçbir gücün elinde oyuncak olmaz. Bu tuzağı Türkiye’nin halen kavradığını sanmıyorum. Tuzak, Kürtlere ve Türkiye’ye de kurulmuş aslında.”

Devam ediyor: “Israrla şunu vurgulamak istiyorum! Bu oyunda Yunanistan’ın rolü mutlaka açığa ıkarılmalıdır… Benim yakalanmam NATO’nun çekirdek kanadının işidir. Yunanistan’ın NATO’daki subayları Amerika emriyle Türkiye’ye hizmet olsun diye mi, yoksa birlikte Türkiye’nin başını belaya sokmak için mi yaptılar?”

Bir başka soru da dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’ten gelecektir:

“Bize niye Apo’yu verdiler onu hâlâ ben de bilemiyorum.”

Liderleri yakalansa da örgüt kanlı saldırılarına bir süre daha devam eder. Tunceli, Hakkâri Yüksekova Kamışlı köyü, Van Çatak ve Gevaş’ta yapılan saldırılarda on beş askerimiz şehit olur, çok sayıda korucu öldürülür. Hakkâri’nin Yüksekova ilçesi yakınlarındaki sınırda, asker sevkiyatı yapan Skorsky tipi helikoptere ateş açılır. Pilot kıdemli Üsteğmen Oğuz Kılıç’ın vurulması sonucunda helikopter kontrolden çıkar ve on altı asker şehit olur. Sivas-İstanbul seferini yapan bir yolcu otobüsüne konulan zaman ayarlı bomba Kırıkkale yakınlarında patlar ve sivil can kaybına neden olur. Hakkâri’nin Şemdinli ilçesinde pusu kuran PKK, Harvard Üniversitesi mezunu Asteğmen Umut Kâhya ile birlikte, dört er ve üç korucuyu şehit eder. İstanbul Bahçelievler’de bir alışveriş merkezinde patlatılan bomba ile 13 sivil hayatını kaybeder.

Öcalan yakalandığında Türkiye’de idam cezası yürürlüktedir. Binlerce insanın katlinden sorumlu bir caninin de idam edileceğine kesin gözüyle bakılmaktadır. Nitekim Yargıtay, Öcalan hakkında verilen idam cezasını onar. Ancak Batı gibi bizim siyasiler de idama karşıdır. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, “Öcalan’ı asarsak onu büyük bir cezadan kurtarmış oluruz. Öcalan ömür boyu dört duvar arasında kalıp kendiyle hesaplaşmalıdır,” der. Mesut Yılmaz; “Öcalan’ın, idam edilmesi halinde mite, efsaneye dönüşeceğini, ona bu fırsatın verilmemesi gerektiğini düşündüklerini,” söyler. Başbakan Ecevit de “yurtdışında yakalanan suçluların Türkiye’de yargılanabilmesi için idam cezasının kaldırılması” gerektiği açıklamasında bulunur.

Öyle de olacaktır.

3 Ağustos 2002’de TBMM’de, DSP-MHP-ANAP hükûmeti döneminde; “savaş ve çok yakın savaş tehdidi hallerinde işlenmiş suçlar hariç” idam cezası kaldırılır. Ankara 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) toplanır ve Öcalan’a verilen idam cezasının ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrilmesine oy birliğiyle karar verilir. Öcalan rahat bir nefes alır. Bundan sonrası çorap söküğü gibi gelecektir.

Karar AB tarafından da memnuniyetle karşılanır. AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, “çok cesur bir karar. Türkiye’nin yanımızda olduğuna hiç şüphe yok,” der.

Sanki bir el düğmeye basmış gibi, önce Ecevit’in hasta hatta öldüğü yolunda söylentiler yayılır. Ardından da DSP içinde arka arkaya istifalar gelmeye başlar.  MHP: “Erken seçim olmazsa hükûmetten çekiliriz!” tehdidini savurur. DSP’deki istifalarla birinci parti konumuna yükselen MHP, yeni hükûmeti kurmaktansa erken seçime gitmek istemektedir!

 

Sonuç olarak DSP çökertilmiş, Devlet Bahçeli ikna edilmiş, Türkiye erken seçime çekilmiştir. 3 Kasım 2002’de erken genel seçimler yapılır ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP ya da AK Parti) tek başına iktidar koltuğuna oturur. Halk, muhalefet partisi olarak sadece Cumhuriyet Halk Partisi’ni (CHP) bırakmış, erken seçim isteyerek Türkiye’yi çeyrek asır sürecek bir “tek adam” yönetimine sürükleyen MHP de dâhil, diğer tüm partileri sandığa gömmüştür.

Çok geçmeden Türk vatandaşlığını, “bilmem ne bağı” olarak aşağılamaya çalışanların bir değil birkaç kez parti kurarak TBMM’ye girmeleri ve İmralı ile “mesai arkadaşlığı” yapabilmelerinin de yolu açılacaktır.    

 

 

Tülay Hergünlü

İstanbul, 27 Nisan 2026

 

 

 

Bu yazı toplam 16 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür İstanbul | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.