• BIST 10584.3
  • Altın 2425.608
  • Dolar 32.2217
  • Euro 34.9419
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 23 °C

Buluşma

Emin Varol

Halkın sağlıklı karar verebilmesi doğru bilgilere sahip olmasına bağlıdır. Seçimlerden önce adayların kendilerini, bir tartışma platformunda, halka tanıtması bir demokrasi geleneğidir. Bizde, demokrasi özürlü olduğu için bu geleneğe pek riayet edilmez. 31 Mart Yerel Yönetim Seçimlerinden önce Millet İttifakının İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu'nun önerisinin kabulü neticesinde 16 Haziran akşamı, Cumhur İttifakının adayı olan Binali Yıldırım'la televizyonda bu tartışma platformu gerçekleşti. Adaylara soruları yanıtlamaları için üç dakika süre verildi ve birbirinin  sözünü kesmeme kuralı kondu. Binali bey bu kuralı sık sık ihlal etmede bir sakınca görmedi. Doğal olan, sakin kalan ve güven verenin kazanacağı tartışmada, kazanan taraf Ekrem İmamoğlu oldu. Binali bey, son derece gergindi ve karşısındakinde, söylediklerine kendi bile inanmayan bir kanaat oluşturdu. 31 Mart Seçimlerinin sadece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçiminin tekrarlanması için verilen Yüksek Seçim Kurulu kararını savunması tam bir ucubeydi. YSK kararının gerekçesini, sandık kurullarının bazılarının yasaya uygun oluşturulmadığına isnat ederken, Binali bey, sadece İBB Başkanı seçimine itiraz edildiği için İBB Başkanı seçimin tekrarına karar verildiğini söyledi. Yasaya uygun olarak oluşturulmayan sandık kurullarının, aynı zarftan çıkan dört oydan üçünü doğru değerlendirip birini yanlış değerlendirmiş olmasını kabul etmek, hayatın normal akışına da, akla da, mantığa da, hakka da terstir. Bu kararı savunan bir zihniyetin İstanbul'a belediye başkanı olması büyük bir tahlilsizlik olur. AKP'de olan İBB'sinin vakıflara, cemaatlere, tarikatlara büyük paralar verdiği ve yardımlar yaptığı söz konusu olunca, Binali bey "vakıfların yararlı kuruluşlar olduğunu, sosyal hizmetler gördüğünü, yardım yapılması gerektiğini" söyledi ve şunu ilave etti. Bu kuruluşlar FETÖ yapılanmasını da engelliyorlar. Bu kafayı taşıyan devlet adamı olabilir mi? Devletin güvenliğini ve ülkenin geleceğini, ne olduğu belirsiz kuruluşlara ihale etmek devlet adamlığıyla ve yöneticilikle bağdaşır mı? Devlet kendi güvenliğini sağlamak için, böyle vakıf, cemaat, tarikat gibi şeylere gerek duyar mı? Devlet eğer devletse, kendi güvenliği ve geleceği için kendi kurumlarından başka hiçbir kurum ve kuruluşa gerek duymaz. Devleti FETÖ ile mücadelede vakıfların, tarikat ve cemaatlerin yardımına gerek duyacak kadar zaafa uğratanların yeni görevlere getirilmesi devletin geleceğini ipotek altına almak demektir. 31 Mart seçim akşamı Binali bey televizyonlara çıkarak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazandığını ilan etti. İstanbul halkına teşekkür etmeyi de ihmal etmedi. Seçim sonuçları kesinleşmeden, doğruluğu teyit edilmemiş bilgilere dayanarak böyle bir gafı ancak sorumluluk taşımayanlar yapar. Bu yetmiyormuş gibi, İstanbul'da ne kadar ilan panosu varsa, Erdoğan ve Binali'nin resimlerini ve "gönül belediyeciliği kazandı, teşekkürler İstanbul" ifadesini taşıyan afişlerle donatıldı. Gerçekleri bu kadar saptıran tutum ve davranış sergileyenlere 23 Haziran'da bu halk sandıkta karşılığını verecektir.

Bu yazı toplam 1188 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
  • Kobani17 Mayıs 2024 Cuma 16:37
  • Anayasa08 Mayıs 2024 Çarşamba 16:14
  • Egemenlik03 Mayıs 2024 Cuma 16:39
  • Skandal26 Nisan 2024 Cuma 15:29
  • Düzenci18 Nisan 2024 Perşembe 14:54
  • Göç08 Nisan 2024 Pazartesi 20:31
  • Seçim03 Nisan 2024 Çarşamba 17:13
  • Çelişki22 Mart 2024 Cuma 11:04
  • Spor19 Mart 2024 Salı 11:36
  • Güven26 Şubat 2024 Pazartesi 16:06
  • Gasp18 Şubat 2024 Pazar 12:40
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür İstanbul | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.