İnsanı üstün değer kabul etmek, uygar olmanın olmazsa olmazıdır. İnsanı üstün değer kabul etmekle, insan hakları doğru orantılıdır. Paralel hareket ederler. Beraber artar veya beraber eksilirler. İnsan onuru dokunulmazdır. Onur kırmak insan haklarına riayet etmemek demektir. Hele, itibar cellatlığı yapmanın kabul edilebilir bir yanı yoktur.
Günlük yaşantımızda, bu itibar cellatlığına her an tanık oluyoruz. Örnek vermek gerekirse; ünlülere yapılan uyuşturucu operasyonları, kamu görevlilerinin özel hayatlarının ifşası bu kapsama girer. Bu uygulamaların basın yoluyla kamuoyuna ifşa edilmeleri bir insan hakları ihlalidir. Birisinin uyuşturucu kullanması veya özel hayatında ahlak dışı davranması kamuoyunu pekte ilgilendirmez. Üstelik; basın yoluyla halka verilen bilgilerin doğruluk derecesi de şüphelidir. Yanlış bilgilerle uğranılan itibar kaybı nasıl giderilir? Ünlülere yapılan uyuşturucu operasyonları boy boy gazete haberleriyle birlikte, televizyonlarla halka duyuruluyor. Adliye koridorlarında gazetecilerden ve kameramanlardan köşe bucak kaçan ünlüleri görüyoruz. Üstelikte; bunların büyük bir bölümünün test sonuçları negatif çıkıyor. Kültürümüzde insanı üstün değer kabul etmek anlayışı pek olmadığı için bu uygulamaları normal kabul ediyoruz. Halbuki, yapılanlar dört dörtlük bir insan hakları ihlalidir . Geçenlerde, bir belediye başkanı Ankara’da bir otele yapılan baskınla gözaltına alındı. Adamın havluya sarılmış bedeni polis videosuyla yayına sokularak halka gösterildi. İnsan haklarına azami özeni göstermesi gereken polis, insan haklarını çiğnemekte bir beis görmedi. Bu uygulama siyasi sonuçları olan bir itibar suikastı idi. Adam yasak aşk yaşıyormuş. Hakkında bir şikayet varsa hukuki uygulamalar yapılır. Ama böyle otelde basarak özel hayatın gizliliği ihlal edilemez.
Bir süre evvel, İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasından tutuklu olan 107 sanıktan 18 i, Silivri’deki duruşmada, tahliye edildi. Savcının hazırlamış olduğu iddianamede, bu tahliye edilenlerden dördünün adı bile geçmiyor. Ne yazık ki; bu insanlar aylarca özgürlüklerinden hapishane köşelerinde yoksun bırakıldı. Bu insanların mağduriyeti nasıl giderilecektir? Bu insanların kendi çektiklerinin yanında ailelerinin, dost ve akrabalarının çektiklerini de göz ardı edemeyiz. İddia makamının insana değer veren bir anlayışı olsaydı iddianameyi özenle hazırlar, böyle bir haksızlığa neden olmazdı.
Peki bu insana değer vermeme anlayışının kaynağı nedir? Bir taraftan insanı şerefli bir yaratık kabul eden bir inanca sahibiz. Bir taraftan da insanın yaratılışının nedeninin Allah’a kulluk olduğunu söyleyen bir inancımız var. Birde, insanın başına ne gelirse bunun daha evvelden belirlenmiş olduğuna inanırız. Yani bir kader anlayışımız var. İnsan programlanmış bir robot gibidir. İnsan Allah’a kulluk eden bir robottan başka bir şey değildir. Bu değerlendirme ışığında insanı üstün değer kabul etmek pek olası değildir.
11.Nisan.2026
Pendik
Emin Varol



























Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.