• BIST 1.120
  • Altın 458,232
  • Dolar 7,6108
  • Euro 8,8768
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 24 °C

Vahşetin İçinde Bir Yaşam

ANALİZ/ ODABAŞ

 

7Kendi özünü yenileyemeyen her canlı gibi, insanda   eğer ruhunun derinliklerine doğru eğilip kendisini  sorgulama  yoluna gitmezse ,   bir süre  sonra zamana karşı yenilerek vahşileşmeye doğru ilerleme kaydeder. Vahşileşme sürüleşmeye, sürüleşme ise insanın duygularıyla birlikte, tüm insani vasıflarını yitirmesine neden olur. İnsanoğlu kendini yenilemeyi üst bilincin gelişmesi, insan olabilme sanatı olarak algılamak yerine, başkaldırı, topluma ve ananelere isyan olarak görmüştür. Bundan dolayı,  yaşamı hep gri ve bulanıklaşmış,  toplumun ondan beklenileni karşılamaya yönelik kalmıştır. Oysa insan doğduğu günden bu yana gelişmeye ve değişmeye açık bir potansiyele sahiptir. Bu potansiyel doğuştan herkese verilmesine rağmen bir çok kişinin hala hapishanede bir tutuklu gibi yaşaması, kendi ruhunu sil baştan yaratamaması kalıplaşmış inançların insan ruhuna hükmetmesiyle açıklanabilmiştir. İnsandan hariç tüm canlılarda kendini yenileme telaşı görülür. Çeşitli bitki türleri dört mevsimde farklı güzelliklere bürünerek ahenkle yaşamın dansını yaparken, İnsan, dediğimiz muhteşem varlık tam tersini yapar ve ruh olgunluğuna varamadan yaşamın tüm güzelliklerini kaybederek bu dünyadan göçüp gider. Toprak dahi yılda üç dört kez ürün vermesine karşı,  hala o eski tazeliğini koruyabilmeyi başarır. Bağrında binlerce börtü böcek beslemesine rağmen yıpranmaz çünkü sürekli bir dönüşüm hali taşır. Kurtlar ve böceklerde toprağın tekrar verimli hale gelmesi için kendilerince bir çabaya girerler. Köstebekler toprağın havalandırma işini üstlenirler, solucanlar keza öyle her bir canlı yaradılıştan gelen o sesi dinleyerek bir bütün oluşturma ve kendileriyle kaynaşma hali taşırlar. İğreti olarak görülüp,korkulan bu böcekler, aslında toprağın tekrar o eski heline gelmesi için büyük emek verirler. Bu sayede toprak tüm toksinlerden arınıp yeni bir ürün vermek için kendini hazır hisseder. Ağaçlar ise bir yılın yorgunluğunu geride bırakarak mevsimine göre bir değişim süreci içine girer. Gelinen mevsim eğer sonbahar ise, ağaçlar  ayaza ve kışa karşı dallarını korumaya alırlar. Baharda yedi renge bürünen ne varsa sonbahar ve kış ayında sanki içine çekilmiş gibi toprağın derinliklerine köklerini salar ve orada yeni bir bahar gelinceye kadar uzun süre kendini dinlemeye alır. Peki evrendeki bütün canlılar bir bir dönüşüm içine girerken,insan dediğimiz canlı neden bunlardan bir ders alıp kendinin ne istediğini sorgulamaya çalışmaz  ve hala çöp ayrıştılığı yaparak geçmişinde yaşamaya çalışır? Neden insanoğu kendini anlamak ve ruhunu baştan dizayn etmek  yerine hala inatla yanlışlarla dolu bir yaşam sürdürmeye bu kadar hevesli görünür Evrendeki tüm canlılar kendini beslemeye koyulurken, insan nasıl olurda hala kendisinin çürüyüp gitmesine izin verir? Çünkü yaşamları sorgulanmamış bir gelecek üzerine  toplum  tarafından şekillendirilerek ellerine sunulmuştur. Sorgulanmış bir hayatın üzerinde düşünmek ise,ne toplumun nede bireyin yetiştiği ailede kabul görmüştür. İnsana sunulan onun doğasına aykırı olan tek şey kurgulanmış ve size hediye verilmek üzerine hazırlanmış bir pakete sığdırılan yaşamdan ötesi değildir. Bu yaşamın içinde kendini aramaya,kendini tanımaya  yer yoktur, bu yaşamın içinde göze göz, dişe diş ayakta kalabilenin kral kabul edildiği,güçlünün güçsüzü acımadan öldürmesi için büyük bir arzuyla beklenildiği  bir  vahşileşme vardır. Bu vahşileşmenin içinde, insandan geriye arta kalan, avurtları çökmüş bir yüz, ruhunun canlılığını terk eden bir göz ve duyguları alınmış, kin ve nefretten başka bir şey beslemeyen katılaşmış bir yürek kalmıştır.
Bu yazı toplam 173 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür İstanbul | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.