1968 yılı tüm dünyada üniversite gençliğinin düzen aleyhine ayaklandığı bir yıl olur. Fransa’da başlayan öğrenci isyanları kısa sürede bütün Avrupa’ya ve Türkiye’ye ulaşır; ABD, düşman ilan edilir. Sol akımlar, İslamcı akımlar, İslamcı-Milliyetçi akımlar ülkenin dört bir yanına yayılır.
6. Filo’yu karşılamaya gelen İTÜ Talebe Birliği Başkanı Harun Karadeniz, Dolmabahçe’de boş duran bir bayrak direğine Türk bayrağını asar ancak bayrağı yarıya indirir ve şöyle konuşur: “Türkiye'nin tam bağımsız olduğuna inanmıyoruz ve onun için de bayrakları yarıya kadar çekiyoruz.”
“Sağcı” gençliğin temsilcisi durumundaki Millî Türk Talebe Birliği (MTTB) Genel Başkanı İsmail Kahraman ise “Bulaşık suda balık avlamak heveslisi birkaç düşünce fakirine gençliğin ve milletin imkân vermeyeceği,” açıklamasında bulunur. Bu açıklamayla aynı ülkenin sol düşünceli çocuklarına yine aynı ülkenin ABD’nin yanında yer alan sağ düşünceli çocukları, âdeta savaş açmıştır.
1969 Mart ayında Devrimci Gençlik DEV-GENÇ lideri Yusuf Küpeli ile Deniz Gezmiş bir manifesto yayınlayarak, “Tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye” hedefi için mücadele programını açıklarlar. İşte bu kargaşada Genel Kurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları 12 Mart 1971’de bir muhtıra yayınlayarak durumdan hükûmeti ve Meclis’i sorumlu tutarlar.
12 Mart’ın ardında ABD vardır. CIA Başkanı Richard Helms yaptığı açıklamada şunları söyler: “Evet, 12 Mart’ı hazırlayan oluşumları, ajanlarımızın aracılığıyla biz düzenledik.”
16 Mart 1971 günü, Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan Sivas’ta, 23 Mart’ta da arkadaşları Hüseyin İnan yakalanırlar ve bu üç fidan, 6 Mayıs 1972’de idam sehpasından kurtulamazlar.
’68 kuşağının ABD karşıtı gösterilerdeki sol sloganlar, Türk-İslamcı zihniyetini rahatsız eder. Türk-İslamcılar, İlim Yayma Cemiyeti, Türk Talebe Birliği, Komünizmle Mücadele Derneği gibi derneklerle örgütlenirler. İlave olarak sol gösterilere karşı “Kırklar Komitesi” adıyla bir “direniş komitesi” kurarlar. O gün o komitede yer alan Abdullah Gül, yıllar sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 11. Cumhurbaşkanı olacaktır! Bu arada o günlerin MTTB Başkanı İsmail Kahraman’ın, AKP iktidarının TBMM başkanı olduğunu hatırlatalım.
1970’de İslamcı kesim nihayet bir partiye kavuşur; Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve arkadaşları tarafından Millî Nizam Partisi (MNP) kurulur; Millî Görüş’ün temelleri atılır. Parti programını yazan, DP günlerinden tanıdık bir isimdir; Necip Fazıl Kısakürek… Parti programında, Anayasa’da değişiklik yapılarak Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini, icrai organ düzeninin başkanlık sistemine göre tanzimini ve Cumhuriyet Senatosu’nun kaldırılmasını istemektedirler.
Batı’da ise tek bir şey değişmemektedir: Sevr Anlaşması’nın Kürt ve Ermenistan maddelerinin hayata geçirilmesi… ABD ve diğer Batılı ülkeler tarafından Sevr’in yeniden diriltilmesi çabaları, Orgeneral Turgut Sunalp’i oldukça endişelendirmektedir. Duygularını şöyle dile getirir;
“Sırtımızdan meydana getirilecek bir Kürt devleti, birçok dost ülkenin de emellerine hizmet edecektir. Ermeniler Türk topraklarında kuracakları Ermenistan’ı Doğu Anadolu’da mı yoksa Kilikya’da mı kuracaklarını tartışıyorlar… Bütün bu faaliyetler maalesef gözümüzün önüne bir Sevr haritası sermektedir… Maalesef bugünlerde Sevr Muahedesi’nin yaşayan hukukî bir belge olduğuna ve uygulanması gerektiğine dair cılız da olsa bazı sesler işitilmektedir…”
Batı, Sevr sevdasıyla etnik kimliklere dayalı terör örgütlerini Türkiye’nin başına bela eder. ASALA (Ermenistan Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu-1973) ve PKK (Kürdistan İşçi Partisi 1974) bizzat ABD eliyle kurulur. Bu örgütlerden çok daha tehlikeli olan din temelli Fetullah Gülen Cemaati, günümüzde FETÖ terör örgütü ise zaten el altından sinsi bir şekilde hazırlanmaya başlamıştır.
ASALA, 1983 yılına kadar Türkiye’nin yabancı ülkelerdeki kırk iki diplomatını katleder. Bu kanlı terör örgütüne, o yılların Sovyetler Birliği, Yunanistan, Suriye ve Ermenistan ile Batılı ülkeleri de destek verirler.
1973 Genel Seçimlerinde MNP’nin yerine kurulan Milli Selamet Partisi, (MSP) 48 milletvekili çıkarır. Yıllardır ekilen tohumlar tutmuş, İslamcı bir parti, TBMM’ye girmiştir; tabi Erbakan da…
Genel seçimlerin ardından birinci parti olan CHP, çok şaşırtan bir hareket yapar ve MSP ile koalisyon hükûmeti kurar. Şevket Kazan, ilerleyen yıllarda CHP-MSP ortaklığı için şunları söyleyecektir; “Beklenmedik bir zamanda gerçekleştirmek istediğimiz hizmetleri gündeme getirme imkânı, fırsatı bulduk. Bizim hedefimiz ikiye ayrılıyordu. Önce manevi kalkınma. Bunun yanında bir de maddi kalkınma.”
Art arda yaşanan hükûmet krizlerinin ardından 1975’te Süleyman Demirel’in başbakanlığında AP, MSP, MHP ve Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP) ortaklığında 1. Milliyetçi Cephe (MC) hükümeti kurulur. Süleyman Demirel; Alparslan Türkeş, Necmettin Erbakan ve Turhan Feyzioğlu ile paylaştığı iktidarı CHP’ye bırakmamak için, sadece üç milletvekiline sahip olan MHP’ye iki bakanlık verir. Nasıl ki CHP-MSP koalisyonu, İslamcı MSP’nin devlet kurumlarında güçlenmesi için bir zemin oluşturmuşsa, 1. MC hükûmeti de Türkçü-İslamcı MHP’nin aynı şekilde güçlenmesine fırsat verir.
Ve yine darbe… Ecevit ve Demirel arasında âdeta bir pinpon topuna dönen Türk siyasetine, 12 Eylül 1980 darbesi ile bir noktalı virgül konulur. Sonrasında “Bir sağdan, bir soldan asarlar netekim” ama ortaya hiç dokunmazlar; onlar iktidar için hazırlanacaklardır.
Türk Devleti’ne “Bilmem ne bağı ile bağlı olan” lar da 15 Ağustos 1984 tarihini beklemektedirler.
Mutlu ve huzurlu nice bayramların olsun Türkiye’m… Elbet bugünler de geçecektir.
Tülay Hergünlü
İstanbul, 20 Mart 2026



























Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.