• BIST 2.554,08
  • Altın 949.866
  • Dolar 16.1321
  • Euro 17.0277
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 15 °C

Osmanlı’dan günümüze tarım (6)

Hergünlü/Mali Müşavir

 

 

“Toprak o kadar cömert ki, dökülen her damla alın terinin karşılığını verir.”

Mustafa Kemal Atatürk

 

Mustafa Kemal Atatürk: “Toprak o kadar cömert ki, dökülen her damla alın terinin karşılığını verir.”

24 Ocak Kararları ile ithalatın kapıları tamamen açılmış, iğneden ipliğe yabancı mallar raflardaki yerini almaya başlamıştır. Maliye Bakanı İsmet Sezgin basına yaptığı bir açıklamada, “dünyada yiyecek maddesi ithal etmeyen birkaç ülkeden biri olan Türkiye’nin bu özelliğini Cumhuriyet tarihinde ilk defa bu yıl kaybettiğini” söyler. Türkiye, içinde bulunduğu şartlardan dolayı yağ ve şeker de ithal etmeye başlayacaktır. Haziran 1980’de Osmanlı’dan bu yana devam eden buğday ve ekmek fiyatları üzerindeki devlet kontrolü kaldırılır, vatandaş belediyelerin ve fırıncıların insafına bırakılır.

Turgut Özal iktidarının ekonomik reformları ithalat kapısının genişletilmesiyle devam eder. Tarım destekleri sınırlanır, faizler serbest bırakılır. Gümrük vergileri düşürülür. Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye’ye, Hollanda’dan uskumru ithal edilir. Bu yıl sebze ithali de serbest bırakılır. Tarımda kendi kendisine yeten yedi ülkeden biri olan buğday ve sebze ambarı Türkiye, dışarıdan sebze satın alacaktır. Elbette bu daha başlangıçtır. İlerleyen yıllarda işin sonu, hayvan yemi satın almaya kadar gidecektir.

Turgut Özal, Türkiye’deki özelleştirmelerin ağa babasıdır. Devletin ticaret hayatından çekilmesini, bu sahanın özel sektöre bırakılmasını savunmaktadır. Zarar eden (!) Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT)’nin bu yolla elden çıkartılması gerektiğini, aksi takdirde ekonominin düze çıkamayacağını düşünmektedir; özelleştirme çalışmalarını başlatır.

Cumhuriyet’in tarımsal dönüşüm projesi, dört ayaktan oluşmaktadır: Toprak sahibi olan, modern tarım tekniklerini bilen ve uygulayan, ürettiğinin katma değerine sahip çıkan ve aydınlanma projesinin bir parçası olan köylü… Köylüyü Cumhuriyet rejiminin sahibi haline getirmeye yönelik bu projenin araçları sırasıyla, toprak reformu uygulaması, kamusal üretim çiftlikleri (devlet ziraat işletmeleri, devlet üretme çiftlikleri, tarım işletmeleri zinciri), kooperatifler ve köy enstitüleri… Tarımsal kamu yönetimi bütünü içinde oluşturulan Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) içinde Toprak Mahsulleri Ofisi, Zirai Donatım Kurumu, Süt Endüstrisi ve Et Balık Kurumu, Şeker Fabrikaları, Çay İşletmeleri, Tütün İşletmeleri, Ziraat Bankası ve benzeri kuruluşlar üreticiye girdi sağlayacak, üretilen girdinin pazarlanması ve işlenerek sanayi ürünü niteliğine dönüşmesini organize edeceklerdir.

Tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım’a kulak verelim:

“Tarımda yeniden organizasyon adı altında 1985 yılında başlatılan çalışmalarla kurumsal yapı dağıtıldı. Tarım alanında faaliyet gösteren devlet kuruluşlarının özelleştirilmesine ise, 1992 yılında başlandı. Ziraat İşleri, Zirai Mücadele, Toprak-Su, Gıda İşleri, Veteriner İşleri gibi alanında uzmanlaşmış kurumların hepsi kapatıldı veya başka kurumlara bağlandı. Etkisizleştirildi. Tarımı besleyen ana damarlar kesilmiş oldu.

Dünyanın aksine Türkiye’de özelleştirme tarımla başladı. Et ve Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu, Yem Sanayi özelleştirilerek üretimi destekleyen kurumlar ortadan kaldırılınca ve bir yandan da ithalat kapıları açılınca hayvancılık çöktü. Doğu ve Güneydoğu’da başlayan terörün de etkisiyle hayvancılık yapmak daha da zorlaştı. Canlı hayvan ve kırmızı et ihraç eden Türkiye, ithalat yapan ülke konumuna düşürüldü. Zirai Donatım, TEKEL, Şeker Fabrikaları, Türkiye Gübre Sanayi (TÜGSAŞ) gibi hem üretimi doğrudan ilgilendiren hem de girdi sağlayan kurumlar da özelleştirilince bitkisel üretim de büyük yara aldı.

Ülkede yaşanan krizlerin faturası tarıma kesiliyordu. Örneğin 1994 Krizi yaşanınca dönemin Başbakanı Tansu Çiller, tarımsal destekleme kapsamındaki ürün sayısını 26’dan 9’a düşürdü. Tarımın en çok desteğe ihtiyacı olduğu dönemde destekler kesildi. Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği anlaşması yapıldı. Tarıma ilişkin tavizler verildi.

Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası, 1990’lı yılların sonuna gelindiğinde tarım politikalarını belirleyecek, tarım ürünleri fiyatına bile müdahale edecek kadar ipleri ele geçirdi. Tarımda Reform Uygulama Projesi (ARİP) Dünya Bankası Projesi olarak 1999 yılında uygulamaya konuldu. Proje kapsamında Çiftçi Kayıt Sistemi’nin oluşturulması, üretimden bağımsız olarak Doğrudan Gelir Desteği uygulamasına geçilmesi, 4572 sayılı Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri Yasası ile ‘özerklik’ adı altında birliklerin tasfiyesi, etkisiz hale getirilmesi öngörüldü. Büyük oranda da başarıya ulaştı. Bu yasayla Tarım Satış Kooperatiflerine devlet tarafından mali destek yapılması yasaklandı. Tarıma yönelik birçok destek kaldırılarak, doğrudan gelir desteği adı altında üretime değil, üretmemeye destek sağlandı.”

Yıllardır kapısında beklediğimiz AB, 6 Mart 1995 tarihinde Türkiye’yi Gümrük Birliği’ne dâhil etti. AB ülkelerinin, birliğe girdikten sonra imzaladığı Gümrük Birliği Anlaşması’nı Türkiye’ye, AB’ ye girmeden önce imzalattılar. Yazar Metin Aydoğan bu konuda şunları söylemektedir. “Organlarında yer almadığı, bu nedenle kararlarında söz sahibi olmadığı bir dış örgütün aldığı bütün kararlara uymayı önceden kabul etmekte, karşı oy verme, kabul etmeme ya da erteleme gibi hakları bulunmamaktaydı.”

Gümrük Birliği Anlaşması, ABD ile imzalanan ikili anlaşmaların Avrupa çapında versiyonuydu.

2001 yılına gelindiğinde için için yanmakta olan ekonomi, Anayasa kitapçığının fırlatılmasıyla tamamen alev alır. Borsa çakılır, faiz fırlar, ekonomi bir kez daha dibe vurur… 21 Şubat 2001 tarihinde Türkiye, adının “Kara Çarşamba” olarak anılacağı, tarihinin en büyük ekonomik krizini yaşamaya başlar. İflaslar arka arkaya gelir. Çok sayıda işyeri kapanır, 1,5 milyon civarında çalışan, işsiz kalır. Piyasalar durgunlaşır.

Büyük kriz, Türkiye’nin en büyük beyaz et entegre tesisi olan Mudurnu Tavukçuluk işletmesini de vurur. İthalatta dolarla alım devri başlayınca yem hammaddesi alınamaz; açlıktan ölmemeleri için iki milyon civciv “formaldehit” gazı ile imha edilir, yedi milyon tavuk yemsiz kalır. Krizden, fason üretim yapan köylüler de nasibini alır.

Hükûmet kanadında “Ekonomik Krize Çare Zirvesi” yapılır. Sonuç, IMF’nin de tavsiyesi olan “dalgalı kur” sistemine geçiştir. İlk günde Merkez Bankası, dolar satış fiyatını %39,75 artırır. IMF ve ABD durumdan oldukça memnundur. ABD Başkanı George Bush, Ecevit’i arayarak, “Biz Türkiye’ye güveniyoruz. …İhtiyacınız olursa hemen beni arayın!” der.

Başbakan Bülent Ecevit, Dünya Bankası Başkan Yardımcısı ve aynı zamanda da Dünya Bankası’nın fakirliği azaltan (!) programlarını geliştiren ekonomist Kemal Derviş’i Türkiye’ye davet eder. Bush’u aramaya gerek yoktur; Gereğini Kemal Derviş yerine getirecektir… “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” açıklanır. Derviş’in ilk toplantısında THY, PETKİM, TÜPRAŞ ve TELEKOM’un özelleştirilmesi konusunda uzlaşma çıkar. “Kemal Derviş Yasaları” adıyla anılacak olan 15 yasa TBMM’ de onaylanır. Bu yasa maddelerinin içinde, şeker, tütün ve tuz üretimi de vardır. Yazar Metin Aydoğan’a kulak verelim:

Tarım Yasası için: “…Tarım destekleme alımlarının durdurulması, tarımdaki devlet desteğinin kaldırılması, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin tahıl stoklarını düşürmesi, çiftçi kayıtlarının tamamlanması, ormanların serbest kesim şartının gerçekleştirilmesi” konuları yer almaktadır.

Şeker Yasası için: “Şeker üretiminde, fiyatlandırılmasında ve pazarlamasında yeni usul ve esaslar getirilerek piyasalarda istikrarın sağlanacağı, şeker piyasasının Şeker Kurulu tarafından düzenleneceği, ihtiyaç fazlası şeker üretimine son verileceği, Türk insanının daha ucuza şeker tüketeceği ve bu nedenlerle şeker fabrikalarının özelleştirileceği söyleniyordu. Oysa şeker piyasalarında herhangi bir ‘istikrarsızlık’ sorunu bulunmuyordu. Şeker uranını (sanayisini) yok edecek olan Şeker Kurulu, ‘istikrarsızlığı’ gidermek yerine şeker dışalımına ve yabancıların yapay tatlandırıcı yatırımlarına izin vererek, gerçek bir dengesizlik yaratacaktı. Türkiye, şeker konusunda dışarıya bağımlı duruma getirilerek, uluslararası şeker şirketlerinin eline bırakılacak ve oluşacak yabancı tekel, Türk halkının ucuz değil daha pahalı şeker tüketmesine yol açacaktı.”

Tütün Yasası için: “Yasa önerileri içinde belki de en üzünçlü (dramatik) olanı ‘Tütün Kanunu’ adıyla getirilen değişikliklerdi. Değişiklikler o denli aykırı ve Türkiye için o denli zararlıydı ki, değişikliğe gerekçe oluşturacak hiçbir neden, ortaya koyulamamıştı… 2002 yılında, Devlet nam ve hesabına alım yapılmayacak, TEKEL’in üretim ve pazarlama birimlerinin özelleştirilmesinin alt yapısı hazırlanacaktır.”

Tuz Yasası için: “Tuz yasası ile Tuz işletmelerinde, devlet tekeli kaldırılacak, işletmelerin tamamı satılacaktır. Aynı şekilde Doğalgaz Piyasası Yasası ile doğalgazda devlet tekeli kaldırılacak, emperyalist kartellerin bu alana girebilmesi sağlanacak, elektrik piyasası ve enerji sektörü de yabancılara açılacaktır.”

Bugün özellikle de tarımda neyin yoksunuysak nedenlerinin temelinde bu 15 yasanın çok büyük payı vardır. Şeker fabrikaları, TEKEL ve TELEKOM ile daha pek çok KİT’in elimizden çıkmasının temelinde de bu 15 yasa vardır.

Devam edecek…

Tülay Hergünlü

İstanbul, 15 Haziran 2022

 

Yararlanılan kaynaklar:

-Tülay Hergünlü; “Amerikan Bezi’nden Amerikan Çuvalı’na-Türkiye’nin Hafızası-1914-1980” Klaros Y. 2022

-Soner Yalçın, “Saklı seçilmişler”, Kırmızı Kedi yayınları, 2017

-Ali Ekber Yıldırım, “Tarımda Özelleştirme ve Tekel’in sonu” 22 Aralık 2009 https://www.tarimdunyasi.net

-Ali Ekber Yıldırım, “Tarımdan Zenginlik Üretecek Potansiyel Var” , https://iktisatvetoplum.com

-Metin Aydoğan, Yeni Dünya Düzeni- Kemalizm ve Türkiye 2. Cilt. Say: 794, 795. Umay Yayınları, 19. baskı

Metin Aydoğan, “Kemal Derviş ve Güçlü Ekonomiye Geçiş” http://www.guncelmeydan.com

Bu yazı toplam 28 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür İstanbul | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.