• BIST 12028.84
  • Altın 6121.517
  • Dolar 43.0386
  • Euro 50.336
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 5 °C

Tanrıları yarıştırmak

Canan Murtezaoğlu

 

 

ABD Başkanı Donald Trump 2025’e veda gecesini malikanesinde düzenlenen bir etkinlikte geçirdi, Netanyahu da misafirleri arasında idi. Gecenin en önemli olayı bir sanatçının sahnede ve de on dakika içinde İsa portresi çizmesi ve bunun açık artırmayla satılması oldu.

Trump’ın himayelerinde gerçekleşen bu iç etkinlikte neden başka bir figür değil de ekümenik Hristiyanlığın sembol figürü ya da tanrısı kabul edilen İsa seçildi?

Bu iç etkinlik, dünya siyasetinde işlerin bundan sonra din bağlamında yürütüleceğinin de bir göstergesi midir? Birileri, attıkları her adımda gökleri de arkalarına mı alacaktır?

Ev sahibi Trump ile misafir Netanyahu birlikteliği; 2026’da Tevrat’ın RAB’bi ile İncil’in Göklerdeki Baba’sının birlikteliği anlamına da gelebilir mi?

1 Ocak 2026 günü ise ülkemizde, İsrail’in Gazze’deki insan hakları ihlalleri için Galata Köprüsü’nde bir etkinlik düzenlendi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan bir konuşma yaptı ve şöyle bir cümle kurdu: “Bu kadar alçalmayı mümkün kılan bir zihniyetin başındaki Netanyahu eşkıyasını, Rabb’imiz Kahhar ismi şerifiyle kahru perişan eylesin.” (Basın) Yani Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu yeni yılın ilk günü,  Kur’an’ın Allah’ından, okyanus ötesinde yeni yıla birlikte giren Trump-Netanyahu ikilisini “Kahhar” sıfatıyla kahretmesini istedi.

Bütün bu gelişmelere bir de Ankebût suresinin Arap kavmine hitap eden 46. ayeti bağlamında bakalım. Şöyle deniyor: “İçlerinden zulmedenleri bir yana, Ehl-i kitapla (Tevrat ve İncil’e inananlar/Yahudiler ve Hristiyanlar) ancak en güzel yoldan mücadele edin ve deyin ki: ‘Bize indirilene de size indirilene de iman ettik. Bizim ilahımız da sizin ilahınız da birdir ve biz O’na teslim olmuşuzdur.”

Bu ayetteki sözler dünya hayatında geçerli olabilmiş midir?

Musevinin, Hristiyanın, Müslümanın ilahı bir midir?

Birinin RAB’bi, diğerinin Göklerdeki Babası, diğerinin de Allah’ı varsa, semavi kabul edilen üç dinin temsilcilerinin Yaratan konusunda uzlaşı içinde oldukları söylenebilir mi?

Gerçekten de biri diğerinin dinini kabul etmekte midir? Örneğin Hristiyanlık 1. yüzyılda Roma İmparatorluğunun işgali altındaki Filistin bölgesinde küçük bir Yahudi mezhebi olarak ortaya çıkmıştır.

İnsanlık bugün halâ perde arkasından; iki kavmin (Yahudi ve Arap) yaşadığı bir yarımadada beliren, birbirinden türemiş ancak semavi kabul edilen dinlerin kitaplarıyla mı yönetilmektedir?

Bu kitapların sahipleri tarih boyunca vaat edilmiş topraklar, İslam’ı yayma (Orta Asya’ya yapılan Arap Seferleri) ve Hristiyanlığı yayma (Haçlı Seferleri) adı altında birbirini kırıp başka ülkelerin topraklarını kılıç zoruyla ele geçirerek milletlerine de kendi dinlerini dayatmamış mıdır?

Hristiyanlık örneğin, Güney Amerika’da, Afrika’da sömürgecilik yoluyla yayılmamış mıdır?

Hepsinde temel amaç ganimet olmamış mıdır?

Bugün de temel amaç “ganimet” değil midir; adının petrol ya da nadir element olması fark eder mi?

Atatürk şöyle demiştir: “İnsanlıkta din duygu ve bilgisi, her türlü boş inançlardan sıyrılarak gerçek bilim ve teknik ışığıyla arınıp olgunlaşıncaya değin, din oyunu oyuncularına, her yerde rastlanacaktır.” 

Din oyunu oyuncularının sahne aldığı günümüz dünyası, doğusu-batısı ve de Ortadoğu’su ile yeniden şekilleniyor. Şekillendirmek isteyenler kendilerini saklamıyorlar. Güçlü olan haklıdır, güç haktır ya da bir şeyi alabilme gücün varsa o şey üzerinde hakkın vardır anlamında kullanılan “might is right” sözü içte de dışta da günümüzü yansıtan bir kavramdır. Gücü eline geçiren kural ve sınır tanımazken, sessiz yığınlar birleşip seslerini çıkarıp çıkarmamakta duraksama ya da kararsızlık yaşamaktadır.

Ülke özeline baktığımızda da; şehitlerimize rahmet, hayırlı kandiller, hayırlı Cumalar, şükür, sabır, cemaat, tarikat, dedi, demedi, verdi, vermedi, yetti, yetmedi, baronlar, emekliler, fenomenler, fonlar, ak para-kara para, kaynanalar gelinler, şefler, yemekler, öldürülen kadınlar, çocuk işçiler, istismara uğrayan çocuklar, zorbalar, çeteler, uyuşturucu testleri-sonuçları  vs. ile günümüzü geçirir olduk.

İnsanoğlu gerçekten nereye koşuyor?

İsterse modern görünümlü olsun, din eksenli yönetimler insanlığa yarar sağlamış mıdır?

Hayatımızda “din” fazlasıyla vardır da “hak duygusu” nun nerede olduğunu gören, bilen var mıdır?

Hâla bin beş yüz hatta üç bin beş yüz yıl öncenin düzenleri tarafından esir mi tutuluyoruz?

Yazımızı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözüyle sonlandıralım.

“Fakat Efendiler, her halde evrende bir hak vardır ve hak güce üstündür. Şu kadar ki milletin haklarının bilincinde olup bunu savunmak ve korumak yolunda her türden özveriye hazır olduğu konusunda herkesi inandırmak gerekir.” (Neden Ulu Türk Ulu Kağan, Cinius Yay. 2024, s. 137. Not: Atatürk’ün 28 Aralık 1919’da Ankaralılara Ziraat Mektebi’nde verdiği konferans, Nutuk Vesika 220’dedir.)

Türk milletinin tek değeri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. O’nun insanlığa bakışı, düşünce sistemi, iç ve dış sorunlara yaklaşım tarzı, yol ve yöntemi herkes için örnek olmalıdır. Boş verin siz nadir elementleri; onların yerine her zaman başka şeyler konabilir, hele de bu teknolojik gelişmeyle. Ama Atatürk gibi bir “nadir” in yerine kimseyi koyamayacağız. Eğer onun düşünce sistemini kendimiz uygulayıp dünya milletlerine de ışık olmasını sağlayabilseydik, insanlık çok farklı bir yerde olabilirdi.

Ulu Türk Ulu Kağan, yüz yıl öncesinden seslenmeye devam edecektir!

2026’ya esenle…

 

                                                                                                                                               Canan Murtezaoğlu

 

 

Bu yazı toplam 79 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür İstanbul | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.