Mekkî surelerle ilgili yaptığımız vatandaş okumamızın kırk dördüncüsü ve İbn Abbas-Kurayb rivayet zincirine göre altmışıncı sure olan “Zuhruf” suresi anlatımı sürmektedir.
Muhammed peygambere hitapla şöyle denir:
“Sağırlara sen mi duyuracaksın? Yoksa körlere ve apaçık sapkınlıkta olanlara sen mi doğru yol göstereceksin? Eğer biz seni onlara azap gelmeden önce alıp götürsek bile onlardan intikam alırız. Yahut da onlara vaat ettiğimiz azabı sana gösteririz. Çünkü bizim onlara azap etmeye gücümüz yeter. Sana vahyolunana sarıl; sen, doğrusu, doğru yol üzerindesin. Ve doğrusu, bu sana ve kavmine bir hatırlatmadır/öğüttür, ondan sorumlu tutulacaksınız/ sorguya çekileceksiniz. Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize sor, Biz, Rahman olan Allah’tan başka kendisine ibadet edilecek ilahlar/tanrılar yapmış mıyız?”
Hitabın son satırı, üzerinde düşünülmesi gereken bir ifadedir.
Musa ve Firavun… Biz, Musa’yı mucizelerle “Firavuna ve ileri gelenlerine” gönderir. Musa, “ben gerçekten âlemlerin Rabbi olan Allah’ın peygamberiyim,” der. Musa onlara mucizeler getirince de onlar bu mucizelere gülerler. Biz’in onlara gösterdiği “her bir mucize” diğerinden daha büyüktür. Biz, “belki doğru yola dönerler diye” onları azapla yakalar. Onlar da azabı görünce şöyle derler: “Ey sihirbaz/büyücü! Sende olan ahdi hürmetine bizim için Rabbine dua et. Biz gerçekten doğru yola gireceğiz.” Ancak azap kaldırılınca hemen sözlerinden dönerler. Firavun, kavmine seslenir: “Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı ve altımdan akıp giden şu ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz? Yoksa ben, nerede ise meramını anlatamayan şu zavallıdan daha hayırlı değil miyim? Eğer onun dediği doğru ise üzerine altın bilezikler atılmalı veya kendisiyle beraber onu tasdik eden melekler gelmeli değil miydi?” Firavun kavmini küçümser ancak onlar yine de ona itaat ederler çünkü yoldan çıkmış bir kavimdirler. Sonunda Biz’i öfkelendirdiklerinde, Biz de onlardan intikam alır; hepsini suda boğar ve “onları sonradan gelecekler için ibret ve örnek” kılar.
Meryem’in oğlu… Meryem’in oğlu örnek olarak verilince elçi Muhammed’in kavmi ondan bir delil bulduklarını sanarak bağrışmaya başlar/gülüşür ve şöyle derler: “Bizim ilahlarımız mı daha hayırlıdır, yoksa İsa mı?” Tefsirlerdeki açıklamalara göre, Meryem’in oğlu örnek verildiğinde Kureyş keyiflenip gülüşmüş ve “Bizim ilahlarımız mı daha hayırlıdır, yoksa İsa mı?” sorusunu sormuştur çünkü Hristiyanlar İsa’yı ilah ve ibnullah yani Allah’ın oğlu kabul etmişse, kendilerinin melekleri Allah’ın kızları kabul etmesinin, onların adına putlar dikerek ibadet etmelerinin ne yanlışı vardır? İsa ilahsa onlarınki neden ilah olmasındır!
Bunun üzerine Biz de şöyle demiştir: “Bu örneği sırf seninle tartışmak için ortaya attılar. Doğrusu onlar çok kavgacı bir topluluktur.”
Daha önce de çokça örneğini gördüğümüz gibi toplum sorgulamakta, elçi Muhammed de vahiy olarak yanıtlamaktadır. Sureden devam edelim…
İsa, Biz’in kendisine nimet verdiği ve “İsrailoğullarına örnek kıldığı” bir kuldur. Biz şunu da söyler: “Eğer dileseydik, yeryüzünde yerinize geçecek melekler yaratırdık.”
Kur’an Saati bildiren bir araçtır; Kıyamet hakkında şüpheye düşülmemelidir. Biz uyarır: “Sakın şeytan sizi doğru yoldan alıkoymasın. Gerçekten o sizin için apaçık bir düşmandır.”
İsa, mucizeler getirdiği zaman şöyle demiştir: “Ben size hikmeti getirdim ve hakkında ihtilafa düştüğünüz şeylerin bir kısmını size açıklamak için geldim. O halde Allah’tan korkun ve bana itaat edin. Gerçekten benim de Rabbim sizin de Rabbiniz Allah’tır. Öyle ise O’na kulluk edin. Bu doğru bir yoldur.”
Ancak İsa hakkında “aralarında bölük bölük” ayrılığa düşerler.
Biz şöyle der: “Can yakıcı günün azabına uğrayacak olan zalimlerin vay haline! Farkında olmadıkları bir anda, Saatin kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar? O gün Allah’tan korkanlar hariç dost olanlar birbirlerine düşmandırlar.”
Ardından cennetliklerin ve cehennemliklerin durumu anlatılır.
Allah takva sahiplerine/inanmış ve doğruya içtenlikle bağlı/müslüman olan kullarına seslenir; onlar için korku yoktur ve üzülmeyeceklerdir. Allah şöyle der: “Siz ve eşleriniz cennete girin. Orada ağırlanıp sevindirileceksiniz.” Cennetliklerin etrafında, “yiyecek ve içecekler altın tepsiler ve kadehlerle dolaştırılır. Canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır.” Orada ebedi olarak kalacaklardır, işlediklerine karşılık verilen cennet budur; orada onlar için yiyecekleri “bol yemiş/meyveler” vardır.
Cehennemliklere gelince… “Suçlular, cehennem azabında temelli kalacaklardır. Azaplarına hiç ara verilmez, onlar orada tamamen umutsuzdurlar.”
Biz şöyle der: “Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendileri zalimler oldular.”
Cehennemlikler cehennem bekçisine seslenirler: “Ey Mâlik/nöbetçi/cehennemi idare eden! Rabbin artık bizi öldürsün/hiç değilse canımızı alsın.” Mâlik yanıtlar: “Siz böylece kalacaksınız. Andolsun ki biz size hakkı getirdik. Fakat sizin çoğunuz haktan hoşlanmıyordunuz.”
Biz devreye girer: “Yoksa, bir işe mi karar verdiler? Doğrusu, biz de kararlıyız. Yoksa, kendilerinin gizli veya açık konuşmalarını duymadığımızı mı sanırlar? Evet! Yanlarındaki elçilerimiz yazmaktadırlar.”
Yaratan yarattığını neden rakip olarak görmektedir?
Ardından Muhammed peygamberden şunu söylemesi istenir: “Eğer Rahman olan Allah’ın bir çocuğu olsaydı, ona ibadet/kulluk edenlerin birincisi ben olurdum.” Biz devam eder ve şöyle der:
“Göklerin ve yerin Rabbi olan, arşın Rabbi, onların nitelendirmelerinden uzaktır. Bırak onları, kendilerine söz verilen güne kavuşuncaya kadar, dalıp, oynasınlar. Gökteki ilah da yerdeki ilah da O’dur. O hüküm ve hikmet sahibidir her şeyi bilir. Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah’ın şanı yücedir. Kıyamet saatinin bilgisi de yalnız O’nun yanındadır. Siz sadece O’na döndürüleceksiniz. O'ndan başka yalvardıkları aracılık/şefaat edemezler. Ancak, bilenler gerçeğe tanıklık ederler.”
Ardından; “onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette, ‘Allah’ derler. O halde nasıl haktan çevriliyorlar?” ifadesi tekrarlanır.
Peygamber’in sözü şöyledir: “Ey Rabbim! Bunlar gerçekten iman etmeyen/inanmayan bir kavimdir.”
Son söz de Biz’indir; ancak ifadesinin ucu açıktır. Şöyle der:
“Şimdilik sen onlara aldırma/onlardan vazgeç ve ‘size selam olsun,’ de. Onlar yakında bilecekler!”
Zuhruf suresi anlatımı tamamlanmıştır. Sıradan bir vatandaş eline bir Kur’an meali/çevirisi aldığında Zuhruf suresi olarak yukarıda verilen satırları okumaktadır. Mekkî surelerle ilgili çalışmamız sürecektir.
Canan Murtezaoğlu



























Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.