• BIST 1.331
  • Altın 461,316
  • Dolar 7,8023
  • Euro 9,4809
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 7 °C

Sorumlu...

Emin Varol

emin_varol-e1474378180144Ağzı çalıştırmadan evvel beyni devreye almak gerekir. Sorumlu konumda olanlar bin kere düşünecek bir kere söyleyecek. Bizde ise; sorumlular bin kere söyler bir kere bile düşünmez. Son Hollanda rezaletinden sonra bizimkiler, Almanya ve Hollanda başta olmak üzere, Avrupa Birliğini hedef tahtası yaptılar. 14 Mart 2017'de Avrupa Birliği'nin en yüksek yargı organı olan Avrupa Adalet Divanı, birlik üyesi ülkelerde işverenlerin çalışanlarının, "görülebilir bir şekilde herhangi bir siyasi, felsefi ya da dini simge taşımalarını" yasaklayabileceğine hükmetti. Avrupa Adalet Divanı bu kararı, Belçika ve Fransa'da iki çalışanın başörtülerini çıkarmayı reddettikleri için işten atılmaları nedeniyle dava açmaları üzerine aldı. Bu karar sadece Müslümanları kapsamıyor. Hıristiyan, Musevi ve diğer dinlerin mensupları da bu kararın kapsamında. Avrupa Adalet Divanı'nın, almış olduğu bu kararın, hukuka uygunluğunu tartışmak beyhudedir. Cumhurbaşkanı RTRE bu kararı, 16 Mart 2017 tarihinde Sakarya'da yaptığı toplu açılış töreninde " Haç hilal savaşı başlattılar" diye değerlendirdi. Bu değerlendirmenin doğruluğunu kabul etmek akılın onayını alamaz. Ya, önümüzdeki halk oylamasında "evet" oylarını artırmak için, böyle bir değerlendirme yaptı veya danışmanları tarafından yanlış bilgilendirildi. Haçlı hilal savaşının başlatılmış olmasını kabul etmekte Türkiye'nin ne yararı var? Kurtuluş Savaşından sonra bize harap bir ülke, yoksul, cahil ve sağlıksız halk miras kaldı. Çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkmayı amaç edindik. Bu amaca ulaşmak içinde "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" ilkesini benimsedik. Haçlılarla savaşarak değil, barışarak  karanlıklardan aydınlığa çıkmaya uğraştık. Savaşı değil, barışı esas aldık. Kısa zamanda çok işler yaptık. Cumhuriyet dönemini objektif değerlendirecek olursak, adeta bir "Türk Mucizesi" yarattık. Avrupa'yı haçlı ve bizi de hilal olarak tanımlamak, dar ve ufuksuz bir görüşün ürünüdür. Bu değerlendirmeler çoktan Ortaçağın karanlıklarında kaldı. Dün Avrupa Birliğini, bir medeniyet projesi olarak değerlendirenlerin, bugün AB'ye haçlı demesi ilginç bir tutarsızlık örneğidir. Kendi siyasi hatalarımızdan veya "evet" oylarını artırmak için art niyetli davranışlarımızdan kaynaklanan, bir takım hoş olmayan, olayların sonucunda, Avrupa'nın ne Naziliği ne Faşistliği kaldı. AB'ye karşı düşmanca tavır sergilemenin ne bize nede Avrupa'da yaşayan yurttaşlarımıza bir yararı vardır. Siyasi çıkar sağlamak için AB'de yaşayan 4 milyondan fazla yurttaşımızın yararlarını hiçe saymakta bir sakınca görmedik. Yurttaşlarımızın yaşam koşullarının güçleşmesine zemin hazırladık. Ülkenin saygınlığını Hollanda sokaklarında rencide edenler bunun hesabını vermekten kaçamamalıdır. AKP iktidarının basiretsizliğinin ve liyakatsizliğinin sonucu olarak, Cumhuriyet Tarihinde ilk defa, yabancı bir ülkede yaşayan yurttaşlarımız polis atlarına çiğnetildi, polis köpeklerine ısırtıldı. O uğursuz günü tarih bir kara gün olarak yazacaktır. O günün mimarları 16 Nisan'da yapılacak olan halk oylamasında, ucube anayasa değişikliğine "evet" denilmesinin istiyorlar. Bugünkü yetkileriyle ülkeyi her boyutu ile böylesine olumsuz bir konuma getirenlere daha fazla yetki vermek intihar olur. En zor ve ümitsiz zamanlarında çıkış yolunu bulmuş olan bu millet, "hayır" demek suretiyle bu badireyi de atlatacaktır.      

Bu yazı toplam 136 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür İstanbul | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.