• BIST 1.096
  • Altın 468,248
  • Dolar 7,6483
  • Euro 8,9496
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 27 °C

Zamanın Ruhunda Yitirdiklerimiz...

ANALİZ/ ODABAŞ

21.Yüzyılın son çeyreğinde davranışlarımızla birlikte kelimelerde yer değişikliğine uğradı. Şimdiki söylem zamanın ruhu olduğuyla ilgili… Neydi bu zamanın ruhu…?  Zaman canlımıydı? Neden böyle bir kelime darağacımızda yer etmişti? Yeni neslin söylemi miydi yoksa? Zamanın ruhu; Fransız Devriminden bu güne dek kullanılan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Hegel Tinin Görüngü biliminin girişinde açıklanan zamanın ruhunun ( Zeistgeist) olduğundan söz eder. Ona göre mevcut zaman dilimi hızlı gelişmenin yarattığı bir bilinçle ve farklı bir gelecek beklentisi içinde tüketilen bir geçiş anıdır. Bu gün ise, bu kavramın felsefi derinliğini inceleyip araştırmak yerine, farklı alanlarda kullanıp yeni bir anlam yüklüyoruz. Hegel’in teorisiyle açıklanan bu kavrama göre bizler, farklı bir gelecek beklentisi içinde tükettiğimiz geçiş anımızı zamanın ruhuyla harmanlayıp geleceğe olan istençlerimizi  buna göre mi şekillendiriyorduk? ‘’Hegel’’e göre var olan zamanın ruhunu hangi açılardan ele alıp değerlendirmeye almıştık? Ona anlam yüklerken acılarımızdan kurtulacağımıza mı kendimizi inandırmayı seçmiştik? Zamanın ruhu neye ve kime göre vardı? Bu söylemde neyi ifade etmeye çalışmıştık? Sözcükler dilimizden akmaya başlayınca kendimizi daha rahat bir şekilde ifade etme gereği duyduğumuz için mi bu kelimelere sığınmıştık? Neden zamanın ruhunu böylesine içimize sindirmiştik? Eski çağları geride bırakarak yeniçağa ayak uydurmak için mi bu kelimelere böylesine sığınmıştık! Yeni çağa zamanın ruhunu eklediğimizde her şey daha mı berrak ve huzur dolu olacaktı ? İnsan zamanda kaybetmiyor muydu yaşamını, heyecanlarını, mutluluklarını öyle ise, neden zamanın ruhuna ihtiyaç duymuştuk böylesine…? Kimine göre zaman dediğimiz kavramın bir saniyesinde hayatımız muhteşemlikler içerirken, diğer tarafta ise ölümün bekçiliğine soyunuyor olmasını nasıl açıklayacaktık? Yaşam ve ölümün başlangıcını elinde tutan zamanın eğer ruhu dedikleri gibi vardıysa neden herkesin mutluluğu için çaba sarf etmiyordu? Ya da zamanın ruhu vardıysa eğer, neden insanlığın baş edemediği kahrolası acıları derinden hissetmeyip gülüp geçiyordu? Zamanın ruhu vardıysa eğer, insanlığın çığlıkları neden hala kulaklarımızı tırmalayıp bizleri yaralıyordu? Zamanın ruhunda merhamet kavramları neden hiç işlemiyordu? Öyle ya insanlık yüzyıllarca değişim geçirip bu çağda dahi dayanılmaz acılar çekerken neden elini kolunu bağlayıp öylece beklemekteydi…? Ruhunu kaybeden kimdi ? zamanın kendisi mi? yoksa insanlığını tümden yitiren bizler miydik...!

Bu yazı toplam 170 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür İstanbul | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.