23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi (BMM) açılır ve egemenlik Padişah’tan alınıp halka verilir.
Bu tarihlerde Batı’nın şer odakları İtalya’nın San Remo kentinde uluslararası bir konferans düzenler. Osmanlı İmparatorluğu ile yapılacak olan Sevr Antlaşması’nın şartları hazırlanır ve 5 sayılı toplantı eki ile dünyaya ilan edilir. (18-26 Nisan 1920) Buna göre, “bölgede bir özerk Kürt devleti” kurulacak ve Kürdistan sınırı, “Fırat’ın doğusunda, Ermenistan’ın güney sınırlarının güneyinde, Suriye ve Irak-Mezopotamya kuzey sınırlarının kuzeyinde çoğunlukla Kürtlerin bulunduğu bölgeler” olarak belirlenecektir. (yani Binbaşı Noel’in haritası) Anlaşmanın uygulanması için de İngiltere, Fransa ve İtalya’nın oluşturacağı bir ortak komisyon görevlendirilir.
San Remo Anlaşması’nın bu “Kürt maddesi,” Sevr Antlaşması’nın 62. Maddesine eklenir. (10 Ağustos 1920) Ancak emperyalist devletler bir şeyi hesaba katmamışlardır: Mustafa Kemal Paşa’yı ve Türk İstiklal Savaşı’nı…
Sevr pisliği, Lozan Antlaşması ile tarihin bataklığına gömülür. (25 Temmuz 1923)
Gazi Mustafa Kemal, Lozan ile ilgili şu sözleri sarf eder; “… Bu antlaşma, Türk milleti aleyhine, asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması’yla ikmal edildiği zannedilmiş, büyük bir suikastın yıkılışını ifade eder bir vesikadır. Osmanlı Devrine ait tarihte örneği bulunmayan bir siyasî zafer eseridir.”
Ardından da emperyalistlere son tokat atılır; Cumhuriyet ilan edilir. (29 Ekim 1923)
Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, oybirliği ile Cumhurbaşkanı seçilir. Artık tarih sahnesine yeni bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti çıkmıştır.
Savaşın getirdiği acı dolu günler geride kalmıştır. Şimdi memleketi imar zamanıdır.
20 Nisan 1924’te yeni bir Anayasa yürürlüğe girer.
Madde 1: “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.”
Madde 2: “Türkiye Devleti, cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve inkılapçıdır. Resmî dili Türkçedir. Başkenti Ankara şehridir.” (1937 değişikliği ile…)
Madde 3: “Hâkimiyet bilâ kaydü şart Milletindir.” (Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.)
Sonra ne mi olur?
İsyanlar, bu sancılı coğrafyada yaşamanın bir bedeli gibidir. Emperyalist ülkeler, yönetim boşluğundan doğan zayıflıkları çok iyi kullanmaktadır. Osmanlı’nın dağılmasıyla bağımsızlık hayaline kapılan Kürtler, İngilizlerin kışkırtmasıyla Cumhuriyet’e ve yeniliklere karşı isyan ederler. Başta Hakkâri, Nasturi isyanı (1924), Şeyh Sait, Seyit Taha ve Seyit Abdullah isyanları (1925) olmak üzere, 1936 yılına kadar onlarca isyan gerçekleştirilir. 1920’den itibaren bölgede toplanan Koçgiri isyanından kaçan yüzlerce Kürt isyancı, Seyit Rıza liderliğinde Dersim isyanlarını gerçekleştirir. (1937-1938) Bu isyanların tamamı İngiliz desteklidir. (Ayrıca genç Cumhuriyet, Rum Pontus ve Ermeni isyanlarıyla da mücadele etmektedir.)
Burada önemi gereği Şeyh Sait isyanlarına kısaca değinelim. (13 Şubat-15 Nisan 1925)
Bu şahıs önce Diyarbakır’ın Piran köyünde bir isyan çıkarır. Ali Fethi Okyar Hükûmeti’nin olayı hafife alması sonucunda isyan Diyarbakır, Elazığ ve Genç vilayetlerini de içine alarak süratle yayılır.
Şeyh Sait ayaklanması, genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin merkeziyetçi ve laik yapılanmasına karşı gerçekleştirilen İngiliz destekli bir irticai harekettir. Ancak hem Zaza Kürtlerinin katılımı hem de kısaca Âzâdi olarak bilinen “Kürdistan Özgürlük Derneği” adlı gizli bir örgüt ile de bağlantılıdır. Bu durum, Şeyh Sait isyanlarının hayalinin aynı zamanda da ülkenin Doğu ve Güneydoğu’sunda “bağımsız Kürdistan” kurmak olduğunu da göstermektedir. Esasen bu gizli örgüt, Doğu Anadolu’da bir ayaklanmanın altyapısını hazırlamak için Kurtuluş Savaşı yıllarından beri çalışmalarını sürdürmektedir. Örgüt, İngiltere’nin Bağdat’taki Yüksek Komiserliği ile de bağlantı içindedir. Komiserliğin Londra’ya gönderdiği raporlarda, Doğu Anadolu’da geniş kapsamlı bir Kürt ayaklanmasının çıkabileceği olasılığından söz edilmektedir. ( 1924)
Öte yandan Örgüt’ün, Kürdistan Teali Cemiyeti’nin başkanı olan Seyit Abdülkadir aracılığıyla İstanbul’daki İngiliz Büyükelçiliği ile de ilişkileri bulunmaktadır. İngiltere’nin örgüte verdiği destek, Doğu Anadolu’da çıkartılacak geniş kapsamlı bir Kürt ayaklanmasının, Musul sorununun İngiltere’nin istediği gibi yani Musul vilayetinin Irak’a bağlanması şeklinde çözülmesini kolaylaştıracağı varsayımına dayanmaktaydı.
Haksız sayılmazlardı.
Mustafa Kemal Paşa, Misak-ı Millî sınırları içinde yer alan Musul ve Kerkük’ü topraklarımıza katmak için büyük bir çaba sarf etmektedir. İngilizler, Kürt isyanlarıyla Türkiye’nin Musul-Kerkük’e odaklanmasını engellediler. Enerjisini ve kuvvetini isyan bölgesine çekecek şekilde planladılar. İsyan başarılı olmazsa bile, Türkiye kuvvet gönderemeyeceği için Musul-Kerkük’ten olacaktı. İngiltere’nin varsayımı gerçek olmuştu…
Burada bir ekleme daha yapalım. 1918’de İngilizlerin desteği ile “cemiyet” kisvesi altında Kürt Teali (Yükselme) Cemiyeti kurulmuştur. Bu cemiyet ve tüm isyancı Kürt liderlerin en büyük dayanağı İngiltere hükûmetidir. Bu sözde cemiyetin faaliyetlerine TBMM’de alınan bir kararla son verildiğini de belirtelim. (1921)
4 Mart 1925’te Takrir-i Sükûn Kanunu (Huzurun Sağlanması) çıkarılır, İstiklal Mahkemeleri kurulur. İsyancılar ve Şeyh Sait yakalanarak idam edilirler. Takrir-i Sükûn Kanunu 4 Mart 1929 tarihinde görevini tamamladığı için yürürlükten kaldırılmıştır.
Bundan sonra Cumhuriyet’in değerlerine, Devrim Yasaları’na ve Mustafa Kemal Atatürk’e karşı Yunanistan ve İngiltere ile iş birliği yapan isimler devreye sokulur. Bunlar: İskilipli Atıf, Mustafa Sabri, Said-i Kürdi (Nursi), Derviş Mehmet ve gerici isyanlarıdır…
“Bilmem ne bağı ile bağlı olan…” sözleriyle Türk vatandaşlığına hakaret eden zihniyetin, bugünlere kadar kimlerin, hangi ülkelerin sırtında geldiğini anlatmaya devam edeceğiz…
Tülay Hergünlü
İstanbul, 26 Şubat 2026



























Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.