Sosyal bir varlık olarak tanımlanan insan, kendisini konuşma ve iletişim yoluyla ifade eder; düşüncelerini topluluk içerisinde paylaşarak varlığını kanıtlar.
Konuşma eylemi, bireyin kendi varlık fenomenini ortaya koymasını sağlasa da, her iletişim çabası muhatap alınan kişiye farklı bir nitelikte yansır. Özellikle ruhsal gelişimi tamamlanmamış bireylerin dil aracılığıyla sundukları veri akışı, kültürel ve entelektüel açıdan yetkinleşmiş kişiler nezdinde yetersiz kalmaktadır.
Gelişme: Sosyo-Mekânsal Bağlam ve İletişimsel Çatışma
Sözlü iletişim yoluyla toplumsal varoluşunu kanıtlama gayretindeki bu bireyler, çoğu zaman alıcı için hiçbir anlam ifade etmeyen cümleler kurarak hem karşı tarafın zamanını gasp eder hem de kendilerini bir şekilde kabul ettirmeye çalışırlar.
Yetersiz dil kullanımıyla şekillenen bu iletişim biçimi, ağırlıklı olarak kırsal alanlarda gözlemlense de, günümüz metropollerinde yaşayan geniş kitlelerde de benzer bir fenomen olarak karşımıza çıkmaktadır. Kırsal alanlarda yaşam süren bireylerin kendilerini ifade etme biçimi, bulundukları koşullardan kaynaklı olarak benzer bir dil akışıyla tolere edilmiş olsa da metropollerde yaşam süren kitlelerle ilgili aynı düzlemde kabul etkisi yaratmaz.
Özellikle gelişen kentlerle gelişmeyen kentler kıyaslandığında, dil akışının ve toplumsal kabullerin farklı evrildiği görülmektedir. Kentin gelişmişliği bireyin kültürel gelişimine olanak sunarken; gelişmemiş bölgelerde dil, kırsal toplulukların konuşma biçimine benzer özellikler gösterir.
Bireyin dil gelişimi salt eğitimle sınırlı olmayıp, içinde bulunduğu popülasyon ve yetiştiği aile ortamıyla doğrudan ilintilidir. Aynı çevredeki diyaloglar ve komşuluk ilişkileri, kendisini ruhsal anlamda geliştiren bireyi de etkisi altına alarak onu "kendilerinden biri" olmaya zorlar. Birey, bu yapı içerisinde farklı bir iletişim yolu seçtiğinde ise dışlanarak sistemin dışına atılır.
Sonuç: Onaylanma İhtiyacı ve Derinleşen Yalnızlık
Bağ kurma ve sosyalleşme güdüsüyle hareket eden bu insan prototipi, doğru sözcükleri kullanmak yerine belleğindeki sığ kalıplarla "görülme" ve "onaylanma" ihtiyacını gidermeye çalışır. Ancak bozuk ve yetersiz bir dille kendine yer edinme çabası, toplumda gerçek bir karşılık bulmaz. Yapıcı bir dil akışından yoksun olan bu "sözlü ileti," dinleyicide itici bir reaksiyon yaratarak kişiyi nitelikli bir diyalogdan mahrum bırakır.
Sonuç olarak, dilin gelişmemişliğinden kaynaklanan bu iletişim kusuru, yalnızca dinleyici üzerinde olumsuz bir etki yaratmakla kalmaz; toplumsal kabullerde bireyin "sözü dinlenen/danışılan" kişi vasfını yitirmesine ve nihayetinde kendi dünyasında derin bir yalnızlığa sürüklenmesine yol açar.



























Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.